Belki Sizin Evinizdir...


Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren
müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve
eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam
sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette
özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.
Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine
bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.
Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün
yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı. Bastan savma
bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini
adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..
işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.
Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi,
"sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı!

Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu
böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi
hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden
gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi
kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek,
çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar
ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap tasarımıdır"
demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin
yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun.,

Kabenin içinde ne var


Kabe İslamiyetten öncede vardı.  Nuh tufanından sonra yıkılan Kabenin yerine Hz. İbrahim tekrar inşa etmiştir. Hz. İsmail babasına baba buraya Kabeyi yapıyoruz ama kim gelecek demesi üzerine Allah tarafından sesler gelmeye başlamıştır. Bu sesler neyin nesi deyince Hz. İbrhim gelecekte kabeyi ziyaret edeceklerin ruhları olduğunu söylemiştir. Kabenin içerisinde İslam dininden evvel 360 adet put vardı. Fakat son peygamber Muhammet Mustafa S.A.V gelip İslamiyet kabul olunduktan sonra kabenin içerisine bir şey konmadı.

Şu anda Kabe'nin içirisinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunur. İç duvarlar ve yerler tamamen mermerle  kaplıdır. Tavanda ise altın ve gümüş kandiller asılıdır. Kapıya yakın bir yerde Hacer-ül Esved taşı yerleştirilmiş ve etrafı gümüş bir çemberle çevrilmiştir. Hacer-ül Esved taşı cennetten gelen bir taş olup ilk geldiğinde nurani bir beyazlığa sahipken daha sonra dünyanın kötülüğünden bir kısmı kararmıştır. Hacer: kara taş demektir.

Kabe sadece oradaki taş binadan ibaret değildir. Kabe, yer altından gökyüzene kadar uzanan nurani bir direk gibidir. Kabe'ye veya kabe'nin taşlarına tapınma söz konusu değildir. Puta tapanların niyeti tapınmaktır. Kabe'ye yönelenlerin niyeti taş'a tapınmak değil tapındıkları Allah'ın emrine uymak ve emredilen yöne yönelmektir. Kabe yeryüzünde inşa edilen ilk mesciddir.

Mimar Sinan Kimdir

Sinan Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğmustur.Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirilmistir. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasına alınmıştır. Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa yatkinligiyla dikkat cekmistir. Saltanatin bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istemistir. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi. 1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi. Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi.

Evlenenlerin Dikkatine


Hazreti Ömer zamanında da kadılık yapmış olan meşhur, Kadı Şüreyh'e birgün bir genç gelerek evlenmek istediğini ve fakat evleneceği kadının tahsilli ve şehirli olmasını istediğini bildirerek nasihatta bulunmasını istedi.

Kadı Şüreyh, o gence Müslümanın evinin cennet olduğunu ve Hazreti Resulüllah'ın böyle buyurduğunu naklederek başından geçen evliliği şöyle anlattı:

— Gençtim, artık evlenme zamanımın da geldiğini düşünmeye başlamıştım. Birgün Beni Mahzun kabilesinin çadırlarının önünden geçerken bir kız görüp, ona talip oldum. Kız babası kısa bir tetkikten hemen razı olup işi bitiriverelim dedi.

Kısa zamanda düğünler yapıldı, dualar edildi ve evlilik hayatına ilk adımımızı atmış olduk. Fakat çok geçmeden beni bir pişmanlıktır almıştı. Çünkü ben bu bir köylü kızıdır, üstelik tahsil de görmemiş, bununla ben nasıl geçinebilirim diye düşünüyor bu kararımdan dolayı son derece pişman oluyordum.

Çok geçmeden bizim hanım birgün bana şu sözleri söyledi:

— Efendi! Sen alim ve şöhret sahibi bir kimse imişsin. Ben ise yaylalarda gezen şehir hayatından anlamayan bir köylü kızıyım. Aslında cen kendine göre bir evlilik, ben de kendime göre bir hayat kurmalı idim, ama kader bizi birleştirdi. Cenabı Allah benim gibi bir köylü kızını senin gibi bir şöhretli alime nasip etti. Şimdi sen bana benim bilmediğim tarafları anlat ki, ben onlara dikkat edeyim, mesela; senin evine benim sülalemden kimler gelebilir, senin akrabalarından kimleri misafirliğe alayım, kimleri kabul etmeyip onlara karşı soğuk davranarak eve gelmemelerine mani olayım dedi.

Ben kadının bu anlayışı karşısında düşündüklerimden dolayı pişman olup:

— Hatun sen bana öyle şeyler söylüyorsun ki, eğer bunları hakkiyle yaparsan beni bahtiyar edeceksin, dedikten sonra:

__ Dindar olmayan hiçbir kimseyi eve almayacaksın, dindar olanlardan da senin tarafın çok çok gelmesin, benim tarafımdan ise; şu, şu şahıslar gelmesinler, şunlar ise hiç gelmesinler diye gerekli talimatı verdim. Tam bir sene huzur içinde yaşadım. Bir sene sonra fetva dairesinden eve döndüğümde evde son derece mütesettire bir hanım görüp kim olduğunu sordum. Hanım annesi olduğunu söyledi. Kayın validem olduğunu öğrenince elimden gelen hürmeti esirgemedim. Bir müddet sonra kayın validem bana:

— Oğlum hanımından memnun musun? Diye sordu. Ben:

— Allah senden razı olsun, kızınızdan çok memnunum. Bu zamana kadar hiçbir şikayetim olmadı, diyerek memnuniyetimi izhar ettiğimde, kayın validem bana şunları söyledi:

— Oğlum kızımdan tabii ki memnun olacaksın. Çünkü biz onu cennette büyüttük. Evimiz Resulüllah'ın bildirdiği gibi bir cennetti. Kur'an ahlakından başka birşey öğretmedik ona... Yine de sen hanımın üzerindeki otoriteni eksik etme! Çünkü kadınlar iki sebepten hemen şımarıverirler: Birincisi ona olan sevgini yüzüne söylediğinde, ikincisi ise bir hayırlı evlat dünyaya getirdiklerinde.

Patates Torbası


Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.


"O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin."

Öğrenciler bunu da yaparlar.

"Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!""

Öğrenciler , bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir .....

İlginç Ama Gerçek Bilgiler


-Dünya ahalisi gece gündüz satranç oynasa ve her saniyede bir hamle yapılsa, satrançta tüm oyunları tecrübeden geçirebilmek için asırlara ihtiyaç vardır.

-Satranç tarihinin en uzun oyunu 1950 yılında Mardel Plato’da yapılmış dünya satranç turnuvasında gerçekleşmiştir. Pilkin ve Çernyak arasında yapılan bu maç 22 saat devam etmiş ve 191. hamle sonrası berabere bitmiştir.

-Dünyanın en kokulu camisi Tebriz şehrindedir. Mescit inşa edilirken çamuruna misk kokusu ilave edilmiştir ve 600 sene geçmesine rağmen hala mescit misk kokmaktadır.

-Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.

-Güneş yerden 149 milyon 600 bin km. mesafededir.Hacmi yerden 1300 defa büyüktür.

-Rusya’da yaşamış olan Vasilyev’in iki karısından 87 çocuğu olmuştur. 75. yaş gününde (1782) onun yanında 83 çocuğu bulunmuştur.

-Bugüne kadar yaşamış en ağır kişi, 635 kiloya ulaşan Washingtonlu Jon Brower Minnoch.

-Bir kişinin yaşayabildiği en yüksek vücut ısısı 46.5 derecedir. Normal değer ise 35 – 37′dir.

-ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste yada gözaltında tutulmaktadır.

-Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

-Erkeklere yıldırım çarpması olasılığı kadınlara göre 6 kat daha fazladır.

-En büyük kitap XVII asırda yayınlanmış ve Berlin kütüphanesinde bulunan coğrafya atlası sayılır. (yüksekliği 2 metre, eni 1 metre)

-1707 – 1782 arasında yaşamış bir Rus kadının; 16 ikiz, 7 üçüz ve 4 dördüzü, 1725 – 1765 arasında dünyaya getirdiği belirlendi.

-Ünlü Arap şairi Kahire üniversitesi profesörü Şeyh Muhammed Abdul İbrahim 150 yaşında vefat etmiştir. 105 sene bekar yaşamış. 105 yaşında evlendikten sonra 5 çocuğu olmuştur.

-Atakama çölüne 400 seneden beri yağmur yağmamaktadır. Yağan yağmur da havada buharlaştığından yere düşmemektedir.

-Kunter, 1988 yılında Fenerbahçe formasıyla Hilalspor karşısında 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda da attığı 81 sayıyla bir devrede en fazla sayı üreten basketçi olarak da tarihe geçti.

İlginç Ama Gerçek Bilgiler


1. Suudi Arabistan'da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir.

2. Bir kopekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.

3. Bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa dayanabilir.

4. Insan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır, aksi halde kendi kendini sindirir.

5. "İ" harfinin üzerindeki noktaya İngilizler "Dedikodu" derler.

6. Bir bardak taze şampanyanın icine bir kuru üzum atarsanız üzüm asansor gibi bardağın altından üstune üstunden altına sürekli dolaşır.

7. Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese onun tadını anlayamayız.

8. Zurafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

9. Mc Donalds'in karının %40'ı çocuk menüsü satışından gelir.

10. Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.

11. Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin farketmedigi kırmızı bir otomobil görünür.

12. Einstein 9 yasına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesi onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

13. Hergün doğan çocukların ortalama 12'si yanlış anne babaya verilmektedir.

14. Kağit para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır. 1950'den önce kenevir, ağac kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.

15. Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarım kilo kadar çikolata kuçuk bir kopeği öldürebilir.

16. Birçok ruj ceşidi balık pulu içerir.

17. Katil balinalar köpek balıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.

18. Ketcap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.

Kaynak : www.ForumPaylas.net İlginç ama gerçek bilgiler .!

Aslan Burcunun Özellikleri


 23 Temmuz ile 22 Ağustos arasında doğan kişiler Aslan burcunun etkisindedir. Elementi ateş, etkin gezegeni Güneş’tir. Koç ve Yay en iyi anlaştığı burçlardır, aşk ilişkilerinde ise Kova burçlarıyla dengeyi sağlayabilirler. Bir hükümdar ne örnek teşkil etmek için ne de anlaşmaya varabilmek için hüküm sürer. İçinden öyle gelir. İsteği kuraldır. Kişisel zevkler, tüm hükmettikleri için bir tarz hâline gelir. Bir hükümdar destansıdır. Aslanlar da böyle olmak ister. Bir Aslanın isteğine karşı gelmek ciddi bir meseledir. O bunu kişisel bir hakaret olarak algılar. Aslanlar isteklerinin otoritelerini sağladığını bildiğinizden emin olacak ve onlara karşı gelmenin saygısızca bir şey olduğunu hissettirecektir. Bir Aslan, kendi bölgesinin kralı ya da kraliçesidir. Astları, arkadaşları ve ailesi, sadık ve güvenilir halkıdır. İyiliksever faziletleriyle ve başkalarının çıkarlarına göre yönetim yaparlar. Varlıkları da kendileri de güçlüdür. Her türlü sosyal toplantıda dikkat çekerler. Hükmettikleri yerin yıldızları olduklarından göz alırlar. Aslanlar tıpkı Güneş gibi parlak olduklarına ve hükmetmek için yaratıldıklarına inanırlar. Özel ayrıcalıklarla doğduklarını hissederler. Güneş ışığını düşündüğünüzde kendinizi sağlıksız hissetmek ne kadar zorsa Aslanlar da Güneş’in verdiği bu mutluluğu severler. Eğlenmeyi de çok severler; tiyatro, müzik, sinema ve her türlü eğlence onlara göredir. Aslanları bu zevklerinden ayırmaya kalkarsanız onu yaşama isteğinden arıtmış olursunuz. Onlar için eğlencesiz bir hayat hayat değildir. Tüm burçlar arasında gücü doğal bir parçalarıymış gibi kullanan tek burç Aslandır. Gücü sever. Çoğunlukla Aslanlar evlenen türden kimseler değildir. Onlar için ilişkiler zevkli olduğu sürece iyidir. Zevk durduğu an onlar için ilişki de biter. Gitme özgürlüğüne sahip olmayı da severler. Bu yüzden de bağlanmazlar fakat ufak ilişkilerde başarılıdırlar. Fakat evlendiklerinde de sadık olurlar. Eğer bir Aslanı seviyorsanız ona iyi zaman geçirtmeye bakın. Seyahat edin, klüplere gidi, diskoda eğlenin. Aslanların aşk hayatı çoğunlukla aktiftir ve sevgilerini göstermekten çekinmezler. Kendileri gibi iyimser ve eğlence düşkünü kişilerle birlikte olmayı severler fakat daha ciddi, entelektüel ve sıra dışı kişlerle uzun ilişkilere giderler. Bir Aslanın partneri, siyaset ve sosyal konularda kendinden daha bilinçli olma eğilimindedir. Bir Aslanla evlendiğinizde özgürlük isteği sizi oldukça uğraştırabilir. Dikkat edin, Aslan size hükmetmeye başlamasın. Aslanlar harika liderlerdir fakat bu illa iyi yöneticiler olacaklar anlamına gelmez. Küçük detaylara takılmaktansa büyük resmi daha iyi görecektir. Vizyonları ve yaratıcılıkları vardır. Getirebileceği zevkler için zenginliği severler. Zengin olmasalar bile zenginmiş gibi yaşarlar. Bu yüzden bazen kurtulması çok güç olan bir borcun içine düşerler. Tıpkı Balıklar gibi çok cömerttirler. Çoğunlukla muhtaç olanlara yardım edebilmek için para kazanmayı dahi isteyebilirler. Paranın tadına sonuna kadar varılmalıdır. Küçük bir kutuda tozlanmaya bırakılmamalı, dağıtılmalıdır. Bu düşünceleri sebebiyle Aslanlar paralarını çok kolay harcarlar. Finansal anlamda daha dikkatli olmaları gerekir. Zengin olarak görülmekten hoşlanırlar, çünkü bugünün dünyasında güç çoğunlukla parayla gelir. Parayı elde ettiklerinde geniş arazisi olan ve içine hayvan koyabilecekleri büyük evler isterler. Aslanlar işlerinde yükselirler. Karar almada iyidirler fakat detayları başkalarına bırakmayı tercih ederler. Etrafındakiler ona saygı duyar. En aşağıdan başlasalar bile en yukarıdaki pozisyonları isterler. Böyle karizmatik burçlardan beklendiği üzere sürekli iş durumlarını geliştirmeye çalışırlar. Onlara ne yapmaları gerektiğinin söylenmesinden ve patronluk taslanmasından hoşlanmazlar. Elde ettikleri başarı ya da gücü kötüye kullanma niyetinde değildirler. Böyle bir şey yaparlarsa da bu kasten olmaz. Çalışkan bireyler olarak görülmek hoşlarına gider. Sıkı çalışma kapasiteleri vardır ancak derinlerde eğlence seven bir yapıları olduğunu unutmamak gerekir. Eğlenceli insanlar olsalar da bazen bunların tümü bir gösteriden ibarettir. Yalnızca birkaç yakın arkadaşı Aslanın iç yüzünü görebilir. Bir Aslan için ev rahatlık yeridir. Gizli ve özel bir inziva noktası, bir kale gibidir. Ailelerine çok sadıktırlar ve sizden de aynısını beklerler. Çocukları her ne yaparlarsa yapsınlar severler fakat onları şımartmama konusunda biraz dikkatli olmalıdırlar.

Başak Burcunun Özellikleri

23 Ağustos ile 22 Eylül tarihleri arasında doğan kişiler, Başak burcunun etkisi altındadırlar. Elementi toprak, etkin gezegeni Merkür’dür. Boğa ve Oğlak en iyi anlaştığı burçlardır. Aşkta en iyi anlaşabilecekleri burçsa Balıktır. Saflık düşüncesini düşünce süreçlerine, duygusal hayata, fiziksel bedene ve günlük dünyanın aktiviteleriyle projelerine uyguladığınızda Başakların hayata nasıl yaklaştıklarını anlayabilirsiniz. Akıl, beden ve işlerinde Başaklar idealin saf ifadesini kullanmak isterler. Bozukluklar görürlerse söküp atmaya çalışırlar. Bozukluklar düzensizliğin, mutsuzluğun ve huzursuzluğun başlangıcıdır. Aklınız ve bedeninizin kaldırabileceğinden fazla bozukluk ortaya çıkarsa huzursuz, hasta olursunuz. Belki de bu yüzden Başaklar çok iyi doktor, hemşire, şifacı ya da diyetisyen olur. Doğuştan gelen bir sağlık anlayışları vardır ve sağlığın yalnızca fiziksel bir durumla ilgili olmadığının farkındadırlar. Hayatın her yönünde başarı için olabildiğince saf olmak gerekir. Başakların teknik uzmanlıkları arkasındaki sır işte budur. Başak burcunun analitik güçlerinden bahsedilebilir. Mükemmeliyetçilikleri, detaylara karşı gösterdikleri insanüstü dikkat de göze çarpar. Bu sebepledir ki Başakların olmadığı bir dünya kendini çoktan yok ederdi. Başakların günahları fıtri erdemlerinden gelir. Analitik güçleri, dünyadaki bir projeye yardım etme ya da onu mükemmelleştirme istekleri, bazen insanlara karşı dönebilir. Eleştirel özellikleri, etrafındakilere zarar vermek ya da onları yaralamak için kullanılabilir. Mükemmellik duyguları, özgüvenlerinde sorun yaşamalarına sebep olabilir. Başaklar partnerlerinin geniş bakış açıları olmasını severler. Bazen kendileri bu özelliği gösteremediğinden karşılarındakinden bunu beklerler. Aşk hayatlarında da diğer her şeyde olduğu gibi mükemmelliğin peşindedirler. Toleranslı, açık görüşlü ve geçimli partnerler isterler. Bir Başak insanına âşıksanız romatik jestlerle vakit kaybetmeyin. Pratik ve kullanışlı şeyler yapın. Onlar tarafından asıl takdir edilecek olan şey budur. Başaklar sevgilerini pragmatik ve kullanılabilir jestlerle gösterirler. Yani sürekli sizi sevdiğini söylemiyorsa kendinizi kötü hissetmeyin. Onların tarzı böyledir. Sizi seviyorlarsa bunu pratik yollardan gösterirler. Hep sizin yanınızda olurlar. Aşk olaylarında Başaklar ne tutkulu ne de spontanedirler. Böyle bir şeyle karşılaştığınızda bunu da kişisel almayın. Başaklar böyledir. Tutkudaki eksikliklerini sadakatleriyle gösterirler. Çalışma hayatlarında çalışkan, verimli, etkin, organize, idareci, üretken ve hizmete hazırdırlar. Gelişmiş bir Başak, herkesin hayalidir. Doğru bir biçimde ele alınmazsa saflık ve mükemmellik başkaları için yorucu olabilir. Finansal güvenlikleriyle çok ilgilenirler. Çalışkan olduklarından paranın değerini de bilirler. Paralarını riske atmazlar. Ancak konu arkadaşları ya da yakınları olunca hiçbir yardımı yapmaktan kaçınmazlar. Başaklar bildiklerini karşılarındakilerin anlayabileceği bir biçimde iletebildiklerinde potansiyellerini tam olarak gösterirler. Fikirlerini daha iyi anlatabilmek için Başakların konuşma becerilerini daha fazla geliştirmeleri ve yargılayıcı tavırlarını bir kenara bırakmaları gerekir. Başak insanı, entelektüel anlamda kendine denk olmayan bir patronu varsa ona saygı duymayacaktır. Başakların doğal alçakgönüllülükleri, onları en büyük arzularına ulaşma konusunda biraz engelleyebilir. İş yerlerinde Başaklar aktif olmayı sever. Finansal güvence amaçlarına uygun düştüğü sürece herhangi bir işi öğrenmeye hazırdırlar. Mesleki hayatlarında birkaç defa işlerini değiştirebilirler. Sevdikleri işi bulmaya çalışırlar çünkü. Başkalarıyla iyi anlaşırlar ve fazla çalışmaktan korkmaz, sorumluluklarını yerine getirmek için çaba safr ederler. Bir Başak insanından bahsediliyorsa en önemli özelliğini söylemezseniz olmaz. Onların evi lekesiz, tertemiz ve düzenlidir. Her şey olması gerektiği yerdedir. Başakların evde mutluluğu bulmak için biraz rahatlamaları, partnerlerine ve çocuklarına özgürlük tanımaları ve daha cömert, açık görüşlü olmaları gerekir. Bu ufak zorlukların aşılması durumunda Başaklar evde geçirdikleri zamandan zevk alacaklardır. İyi ev sahipleridirler. Sosyal toplantılarda arkadaşlarını ve ailelerini mutlu tutmak isterler. Çocukları severler fakat onlara katı davranırlar. Bunun sebebi de onları doğru aile değerleriyle yetiştirmek istemeleridir.

Terazi Burcunun Özellikleri

23 Eylül ile 22 Ekim tarihleri arasında doğanlar, Terazi burcunun etkisi altındadırlar. Terazi burcunun elementi hava, etkin gezegeni Venüs’tür. İkizler ve Kova insanlarıyla çok iyi arkadaş olabilir, Koçlarla duygusal anlamda mutluluğu yakalayabilirler. Güzellik, Terazilerin özüdür. Dünyayı güzelleştirmek için buradadırlar. Kimileri Terazilerin toplumdaki faziletlerini, dengeleri ve tarafsızlıklarını, başkalarının bakış açısını anlayabilme ve hoşgörebilme yeteneklerini sorgulasa da asıl özellikleri ortadadır: Güzellik arzuları. Teraziler, dünyada kimsenin yalnız olamayacağı görüşünü kabul ettiklerinden ilişkileri katlanılabilir ve eğlenceli kılan ruhsal yasaları anlarlar. Terazi her daim bilinçsiz bir aydınlatıcı, dengeleyici ve sanatçıdır. Bu bir Terazinin en derin dürtüsü ve en büyük dehasıdır. Teraziler iç güdüsel olarak insanları bir araya getirmeyi severler ve bunu yapmayı da çok iyi başarırlar. İnsanları neyin bağladığını anlarlar. Asıl dehalarının aşk olduğunu ifade ederler. Âşık bir Teraziden daha romantik, daha baştan çıkarıcı ya da daha adil bir sevgili bulamazsınız. Bir ilişkiyi mahvedecek bir şey varsa o da seven ve sevilen arasındaki adaletsizlik ya da dengesizliktir. Bir taraf fazla alıyor ya da fazla veriyorsa anlaşmazlıklar kısa sürede ortaya çıkar. Teraziler bu konuda dikkatlidirler. Asla az vermezler; belki yaptıkları en büyük hata gerekenden fazlasını ilişkilerine vermeleridir. Eğer bir Terazi insanıyla beraberseniz romantizmi uyanık tutmayı ihmal etmeyin. Mum ışığında yemekler, egzotik yerlere geziler, çiçekler ve ufak hediyeler, Terazilerin seveceği şeylerdir. Ufak fakat kibarca şeyler, Teraziler için önemlidir. İlişkiniz bir sanat çalışması gibidir: Onu güzelleştirirseniz Terazi sizi sevecektir. Teraziler hakkında ilginç olan şudur ki, sevgililerinin agresif ve hatta biraz da bencil olmalarını severler. Kendileri böyle olmadıkları için sevgililerinden bunu beklerler. Ancak yeri geldiğinde ikili ilişkilerinde Teraziler de oldukça agresif olabilir. Elbette bunu sessiz ve sevimli bir biçimde yaparlar. İstedikleri kişiye ulaşmak için ellerinden gelen tüm çabayı sergileyeceklerdir. Diğer burçlara göre Teraziler finansal açıdan daha farklı bir mantık güderler. Bunun sebebi Terazilerin para kazanma konusunda daha endişeli olmalarıdır. Teraziler, insanın kendisinin bir şeyler kazanmadan başkalarına yardım edemeyeceğini bilir. Çoğu insan, finansal tavsiye almak için Teraziye gelir. Sosyal nezaketleri de göz önüne alındığında Terazilerin eğlence için fazlaca para harcadığını, sosyal etkinlikler düzenlediklerini tahmin etmek zor değildir. İhtiyacı olduğunda başkalarına yardım etmekten de zevk duyarlar. Başkalarından borç almaları gerekse bile çok zor durumdaki arkadaşlarına yardım ederler. Ancak borçların geri ödenmesi konusunda da oldukça titizdirler. Toplum içinde Teraziler besleyici olarak görünmekten hoşlanır. Arkadaşlar ve tanıdıkları onların ailesi gibidir. Anne ya da baba figürlerini andıran patronları severler. Teraziler duygularının özgürce ifade edilebileceği işleri severler. Bu sebeple Terazilerin çoğu sanatla uğraşır. Ruh hâllerine göre iktidarı ellerinde tutarlar. Terazi insanları kariyer isteklerinde oldukça esnek olabilir. Sosyal oldukları için sıradan ev görevlerinden hoşlanmazlar. Tertipli, temiz evleri severler fakat ev işleri onlar için bir yüktür. Hayatta en sinir bozucu işlerin bunlar olduğunun düşündüklerinden ne kadar hızlı yaparlarsa o kadar iyi olacağına inanırlar. Parası olsa da olmasa da ev işlerini parayla bir başkasına yaptırabilir. Evleri çoğunlukla modern olur ve mükemmel zevkli mobilyalar içerir. Onun mekanında resim ve heykeli bolca görebilirsiniz. Aile ve arkadaşlarıyla olmaktan zevk aldıklarından çok iyi ev sahipliği de yapabilirler. Yaratıcı olan ve uyum ihtiyacını yoğun bir biçimde hisseden Terazi insanı, evde fazla gevşek olabilir ve çocuklarına her konuda izin verebilir. Bu her zaman olumlu sonuçlar vermeyebilir.

Akrep Burcunun Özellikleri

23 Ekim ile 21 Kasım tarihleri arasında doğanlar, Akrep burcunun özelliklerini taşır. Burcun elementi su, etkin gezegeni Plüton’dur. Yengeç ve Balık burçlarıyla çok iyi arkadaşlık kurabilir, Boğa burçlarıyla yaşamlarını birleştirmeyi düşünebilirler. Akreplerin en önemli özelliği değişimdir. Bir şeyi yapay değil de doğal bir yoldan değiştirmek için içten bir değişim gerekir. Bu radikal bir değişimdir. Akrepler de böyle köklü değişimlerden hoşlanır. Asıl değişim de hep içten geleceği için Akrepler hayatın iç kısmıyla, felsefesiyle ilgilenir. Derinlik insanlarıdırlar. Onları etkilemek istiyorsanız yüzeysel bir görüntüden fazlasını vermeniz gerekir. Eğer yüzeyselseniz ve o bunu öğrenirse hikâyeniz o noktada sona erer. Akrep insanının hayat anlayışı, onu tam bir savaşçı yapar. Bunu derinlik, sabır ve dayanıklılıkla da birleştirince güçlü bir kişilik elde edersiniz. Hafızaları kuvvetlidir ve kinci olabilirler. Öçlerini almak için senelerce bile bekleyebilirler. Ancak arkadaş olarak bir Akrepten daha sadığı yoktur. Akrep insanının arkadaşı için yapacağı fedakarlıkları yapabilecek çok az insan bulunur. Değişimin sonuçları açık olsa da süreç belirgin değildir. İşte bu yüzden de Akrep burçlarının gizemli olduklarına inanılır. Aslında Akrepler kendileri hakkında fazla şey söylemekten hoşlanmazlar. Başkalarının sırları onlar için dikkat çekici olsa da kendi sırları konusunda oldukça ketumdurlar. Sadık, keskin hatları olan ve kemikli ilişkileri severler. Evlilik konusunda temkinlidirler. Ancak kendilerini bir ilişkiye adadıklarında da sadık olurlar. Kıskançlıkları efsanevidir. Kendilerinden zengin olanlarla birlikte olmayı düşünürler. Kendileri fazla yoğun insanlar olduklarından yumuşak başlı, çalışkan, cana yakın, dengeli ve kolay geçinilebilen kişileri tercih ederler. Hayatın savaşlarında sırtlarını yaslayabilecekleri birilerini ararlar. Akrep burcundan birine âşıksanız oldukça sabırlı olmanız gerekir. Bir Akrep insanını tanımak oldukça zaman alabilir çünkü kendilerini hemen açık etmezler. Fakat ısrarcı olursanız Akrep size kendini açacaktır. Para dönüşüm gücüne sahip olduğu için Akrepler parayla ilgilenir. Paranın gücü onları büyüler. Ancak dikkat etmezlerse fazla maddiyatçı olabilirler. Dürüst oldukları için başka insanların paralarını yönetme işlerinde yer alabilirler; muhasebecilik, borsacılık, avukatlık gibi. Akrepler lider, hatta yıldız olmak isterler. Ancak amaçlarına sessiz bir yoldan ulaşmaya çalışırlar. Doğuştan içe dönüklerdir. İstediklerine gerçekten ulaşmak istiyorlarsa biraz açılmaları gerekebilir. Bazen tutkularını, yoğun duygularını ve inatlarını eve taşıyabilirler. Bu özellikler bir savaşçı ve dönüşümcü için önemlidir ancak bir aile üyesi olarak pek faydalı gelmeyecektir. Bu sebeple Akrepler ani yer değişimleri yapabilirler. Dikkatlice engellenmezlerse esnek Akrepler aile içinde karmaşa ve karışıklık yaratabilir. Kimi zaman bir Akrep diktatör gibi olabilir. Diktatörlüğünü bile bir coşkunluk, tutku, yoğunluk ve konsantrasyonla uygular. Özellikle hassaslarsa bu davranışlar aile bireyleri için çekilmez hâle gelebilir. Akrep insanı bir ailenin verebileceği duygusal desteği tam olarak görmek istiyorsa tutuculuğundan vazgeçmeli ve biraz daha deneyli olmalıdır.

Yay Burcunun Özellikleri

22 Kasım’la 21 Aralık tarihleri arasında doğanlar, Yay burcunun özelliklerini taşırlar. Burcun elementi ateş, etkin gezegeni Jüpiter’dir. Aslan ve Koç burçlarıyla çok iyi anlaşırlar, İkizler burcuyla duygusal anlamda mutluluğu yakalayabilirler. Günümüzde gücümüzü dev makineler ve yakıtlarla gösteriyoruz ancak bunları kullanmamızdaki asıl amaç asla değişmiyor. O da kişisel etki alanımızı genişletmek. Ve Yaylar da kesinlikle bu amaç doğrultusunda hareket ediyor. Yay burcundakiler her zaman kendi alanlarını genişletme derdindedirler. Bu ekonomik, sosyal ve entelektüel anlamlarda da geçerlidir. Yüksek düzeyde eğitim görmekten zevk duyarlar. Klasik okul dersleri onları sıkabilir fakat kendi başlarına ya da kendi bildikleri biçimde çalışırlarken çok eğlenirler. Yabancı ülkelere seyahat, evden uzaktaki yerlere duyulan bir merak da önemli özellikleri arasındadır. Bunların hepsi Yayların içinden gelen gelişme arzusundan kaynaklanır. Daha fazla seyahat etmek daha fazla bilmektir daha fazla bilmek daha fazla olmaktır. Yayların cömertliği efsanevidir. Bunun da pek çok sebebi vardır. Onlar kendilerini zengin, şanslı, önlerindeki her türlü finansal amaca ulaşabilecek nitelikte görürler. Bu yüzden cömertliğin getirisini karşılayabileceklerini düşünürler. Özgürlüklerine düşkündürler ve partnerlerine de bunu sağlarlar. İlişkilerinin akıcı ve değişmez olmasını isterler. Aşkta değişkendirler ve partnerleri hakkında fikirlerini kolaylıkla değiştirebilirler. Belirgin, sağlam ilişkiler onların tehdit altında gibi hissetmesine sebep olur çünkü bu durumun özgürlüklerini kısıtlayacağına inanırlar. Birden fazla defa evlenme eğilimdedirler. Âşık Yaylar tutkulu, cömert, açık, yardımsever ve aktif olurlar. Sevgilerini hemen gösterirler. Ancak Koçlar gibi onlar da partnerlerine karşı egoisttirler. Başkalarının bakış açısını görmeyi de öğrenmelidirler. Genel anlamda aşk konusunda fazla idealist olabilirler. Sakin ve mantıklı bir duruşla gerçeği daha iyi algılayabilir ve hayal kırıklığına uğramaktan kurtulabilirler. Yaylar zenginliği bir biçimde kendilerine çekerler. Ya onlar bunu yaratırlar ya da kendilerine gelmesini sağlarlar. Yeryüzünde cenneti yaratacak enerji ve yetenekleri vardır. Lüksü severler. Kazanma potansiyellerini tam olarak ortaya çıkarabilmek için daha iyi yönetim ve organizasyon becerileri edinmeleri gerekir. Bu alanda pek sabırlı oldukları söylenemez. Aslanlar gibi başarıya hemen ve etkili bir yoldan ulaşmak isterler. Büyük düşünürler. Her şeyi isterler: Para, ün, şöhret, prestij, halk içinde itibar ve tarihte bir yer. Çoğunlukla tüm bu amaçların peşinden koşarlar. Egoları dev gibidir. Ancak halk içinde itibarları olsun istiyorlarsa bu egoyu biraz söndürmek zorundadırlar. Çalışkan ve güvenilirdirler. Kendilerini geliştirmelerini sağlayacak işler isterler. Ailelerine fazla özgürlük verme eğilimindedirler. Büyük evleri ve çocukları sevdiklerinden burçlar arasında en üretken olanlardan biridir. Ancak çocuklarına fazla özgürlük vererek hata yapabilirler. Bazen çocukları hiçbir sınırları olmadığını düşünebilir.

Oğlak Burcunun Özellikleri

22 Aralık ile 19 Ocak tarihleri arasında doğanlar, bu burcun etkisindedirler. Elementi toprak, etkin gezegeni Satürn’dür. Boğa ve Başak burçlarıyla çok iyi anlaşırlar. Yengeç burçlarıyla evlilikleri ya da beraberlikleri çok sağlıklı olabilir. Otoritelerinin ortaya çıkarabileceği dargınlıklardan korkmazlar. Oğlak burcunun sakin, hesaplı, organize zihninde tüm tehlikeler denkleme çoktan katılmıştır ve bu sorunlarla en etkin biçimde başa çıkabilecek bir plan hazırlanmıştır. Oğlak için, sıradan bir aklı dehşete düşürebilecek durumlar yalnızca ilgilenilmesi gereken problemler, sürekli büyüyen güç, etkinlik ve prestije giden yolda ortaya çıkan ufak engellerdir. Kimileri Oğlak burcuna kötümserliği atfederler fakat bu biraz yanıltıcıdır. Oğlakların olayların olumsuz tarafını göz önüne aldığı doğrudur. Fakat Oğlaklar, kendilerine bir çıkış yolu bulabilmek için bunları yaparlar. Sandığınız kadar iyi olmadığınızı size hissettireceklerdir. Kendilerine de bunu yaparlar. Amaçları cesaret kırmak değil, başarıya giden yolda daha iyi adımlar atılmasını sağlamaktır. Oğlak burcundan bir yönetici, performans ne kadar iyi olursa olsun hâlâ gelişme sağlanabileceğini hisseder. Yöntemleri de çalışanlar üzerinde çoğunlukla etkilidir. Geçici şeyler, kâr ve güç sağlamıyorsa Oğlak için önemli değildir. Oğlaklar bunu işlerine, aşklarına, düşünce biçimlerine, felsefelerine ve hatta dinlerine bile uygular. Akrep ve Balık gibi Oğlaklar da tanınması güç burçlardandır. Derin ve içe kapanıklardır, kendi fikirlerini kullanmayı tercih ederler. Asıl düşüncelerini paylaşmaktan hoşlanmazlar. Eğer bir Oğlak insanına âşıksanız biraz sabırlı olun ve bekleyin. Zamanla onu anlamaya başlayacaksınız. Aslında romantiktirler fakat bunu hemen göstermezler. Serinkanlı, gerçekçidirler, tam olarak duygusal oldukları söylenemez. Sevgilerini çoğunlukla pratik yollardan gösterirler. Âşık olmaları zaman alır. İlk görüşte aşk yaşayanlardan değildirler. İşleri ağırdan almayı tercih ederler. Sevgi ve bağlılık gösterilerine girişmeden üzerinde durdukları zeminden emin olmak isterler. Aşk işlerinde dahi kesindirler. Karar vermek için başkalarına göre daha fazla vakte ihtiyaçları olacaktır ve bu süre onlara tanındığında diğer burçlar kadar tutkulu olurlar. İlişkilerinin belirli, bağlılığı olan, iyi hesaplanmış, tanımlı, tahmin edilebilir ve hatta rutine dayalı olmasını severler. Kendilerini besleyen partnerleri tercih ederler ve karşılığında onlar da aynısını yaparlar. Temel psikolojileri budur. Bu ilişkileri için iyi midir bu apayrı bir konu tabii. Oğlakların hayatında zaten yeterince rutin vardır. Daha farklı, değişken, dalgalı bir ilişkilerinin olması daha olumlu sonuçlar doğurabilir. Çoğunlukla zenginliğe ulaşırlar. İstedikleri şey için uzun ve sıkı çalışmaya hazırdırlar. Uzun süreli fayda sağlamak için kısa süreli kazançlara razıdırlar. Ancak Oğlaklar finansal amaçlarına ulaşmak istiyorlarsa sıkı tutuculuklarından biraz kurtulmak zorundalar. Bir şeyler sırf yeni ve denenmemiş olduğundan ona karşı koyabilirler. Arada risk almaları iyi olur. Yeni ürünlerle uğraşmaya, yeni yönetim teknikleri geliştirmeye hazır olmalılar. Aksi takdirde geride kalırlar. Oğlakların hırsları ve güç istekleri bellidir. On iki burç arasında belki de en hırslı olanı odur. Ancak en büyük isteklerine ulaşmak için bazı dersler almaları gerekir. Zeka, çalışkanlık, soğukkanlılık ve organizasyon yetisi onları belli bir noktaya kadar getirse dahi en yukarıya taşımaz. Sosyal zarafetlerini ve sosyal stillerini geliştirmeli, daha sevimli olmalı ve insanlarla daha iyi geçinmeliler. Ayrıca belli amaçları yerine getirebilmek için insanları bir araya getirmeyi de öğrenmelidirler. Kısacası en tepeye oynuyorlarsa Teraziden bir şeyler öğrenmeleri gerekir. Bunu öğrendiklerinde kariyerlerinde başarıyı da yakalarlar. Bir işi halledebilmek için oldukça zaman harcarlar ve yükseliş merdiveninde yavaşça fakat emin adımlarla ilerlerler. Başarıya bu kadar aç olduklarından patronları onları çok sever. Tıpkı bir Başak evi gibi Oğlak evi de temiz ve düzenlidir. İşlerini yönettikleri gibi evlerini yönetirler. Kariyerlerine o kadar düşkündürler ki evleri ve aileleri için çok az vakit ayırabilirler. Aileleriyle daha fazla ilgilenmeleri gerekir. Çocuklarını ciddiye alırlar ve onlar büyüyüp toplumun saygı duyulan birer parçası hâline geldiklerinde onlarla gurur duyarlar.

Kova Burcunun Özellikleri

20 Ocak ile 19 Şubat tarihleri arasında doğanlar, Kova burcunun özelliklerini taşır. Burcun elementi hava, etkin gezegeni Uranüs’tür. İkizler ve Terazi burçlarıyla çok iyi anlaşırlar, Aslan burçlarıyla yapacakları bir evlilik onları mutluluğa taşıyabilir. Kova burçları, her şeyin soyut boyutunu inceleme taraftarıdır. Bu boyutta çok az his ve duygu vardır. Aslına bakılırsa duygular bu boyutun işleyişini durduracak şeylerdir. Bu sebepledir ki Kovalar bazen diğerlerine soğuk ve duygusuz görünebilirler. Kovaların hisleri ve derin duyguları yok değildir ancak fazla his, onların düşünme ve yaratma yeteneklerini baltalar. Onların nesnelliği; bilim, iletişim ve arkadaşlıklar için idealdir. Dost canlısıdırlar ancak bunu bir gösteri hâline getirmezler. Arkadaşları için doğru olan şeyleri bazen tutkusuz ve heyecansız da olsa yaparlar. Açık düşünmeyi severler. Onlar için en önemli ikinci şeyse kurumlardan ve geleneksel otoriteden ayrılmaktır. Onlar bunu sever, çünkü onlar için isyan büyük bir oyun ya da mücadele gibidir. Çoğunlukla sırf eğlence olsun diye isyan ederler. Yani karşı koydukları otoritenin haklı ya da haksız olmasını önemsemezler. Gerçek bir Kova için otorite ve güç, prensip olarak karşı durulması gereken olgulardır. Oğlak ve Boğalar gelenek anlamında hatalara düşerken Kovalar da yenilikler anlamında hataya düşer. Orijinallik ve keşif, bariyerleri yıkma yeteneğine işaret eder. Kovalar da bu bariyerleri yıkmayı ve bilimsel, sosyal, politik anlamda duvarları devirmeyi isterler. Oğlak gibi diğer burçlarda da bilimsel yetenek vardır. Ancak Kovalar sosyal bilimler alanında özellikle başarı gösterirler. Dostluklar konusunda başarılıdırlar ancak konu aşka gelince bu güçlerini yitirirler. Elbette âşık olurlar ancak sevgilileri daha çok ‘iyi arkadaş’ oldukları izlenimini edinir. Tutkularını ya da şefkatlerini açık bir biçimde göstermezler. Aslında sevgilileri onlara sarıldığında ya da fazla dokunduğunda dahi rahatsız olurlar. Bu onları sevmedikleri anlamına gelmez. Yalnızca sevgilerini başka biçimlerde gösterirler. İlişkilerinde rahatsız oldukları her huyu tuhaf biçimde kendilerine çekerler. Sıcak, tutkulu, romantik, hislerini açıkça gösteren insanları tercih ederler. Belki de iç güdüsel olarak bu insanlarda kendilerinde olmayan şeyler olduğunu bilirler. Her nasılsa bu ilişkiler yürür ve Kovanın serinkanlılığı daha tutkulu olan partnerini sakinleştirir, tutku ateşi de soğuk Kovayı ısıtır. Kovaların aşk hayatlarında geliştirmesi gereken özellikler sıcaklık, cömertlik, tutku ve eğlencedir. Onlar akıl ilişkilerini sever. Bir ilişkide entelektüel özellik yoksa Kova kısa zamanda sıkılacak ve bir türlü tatmin olamayacaktır. Finansal olaylarda Kovalar idealist ve hümanist olurlar; kendilerini feda edebilecek kadar. Çoğunlukla sosyal ve politik amaçlara etkin olarak katılırlar. Oğlakla Boğa yaptıkları için bir karşılık beklerken Kova bunu bencillikten uzak bir biçimde yapar. Hayattaki pek çok şeyde olduğu gibi para konusunda da soğukkanlı ve mantıklıdırlar. Para ihtiyaç duydukları bir şeydir ve bunu bilimsel olarak edinirler. Fazla gürültü çıkarmaya gerek yoktur. Olası en mantıklı ve bilimsel biçimde işlerini hallederler. Para Kovalar için, özellikle yapabildikleri anlamında oldukça önemli bir şeydir. Yani getirdiği statü mühim değildir. Ne müsrif ne de cimridirler. Paralarını kendilerinin ya da bir başkasının gelişimini sağlayacak pratik şeylerde harcarlar. Ancak Kovalar finansal potansiyellerine ulaşmak istiyorlarsa girişimci ruhlarını da uyandırmaları gerekir. Yalnızca finansal teorileri takip ederlerse kayıplar ve hayal kırıklıkları yaşayabilirler. Toplumda kuralları yıkan ya da dünyayı değiştiren kimseler olarak görülmek isterler. Bu ışıkta görülmek hoşlarına gider ve onlar da bu rolü oynar. Ayrıca bu pozisyondaki insanlara hayranlık besler, saygı duyarlar. Üstlerinin dahi böyle davranmasını isterler. İçlerinde idealizm içeren işleri tercih ederler. İş yerinde yaratıcı olmalı, yeni teknik ve metodlara erişimleri sağlanmalıdır. Meşgul olmayı ve doğrudan işe koyulmayı severler. En hızlı çalışan işçiler ve gelişim önerilerinde bulunanlar çoğunlukla onlardır. İş arkadaşlarına karşı yardımseverdirler ve emir almaktansa sorumluluk almayı tercih ederler. Kariyer hedeflerine ulaşmak istiyorlarsa duygusal bir hassasiyet, derinlik ve tutku geliştirmelidirler. Sadece gerekli olanlara odaklanmalı, ellerindeki işe bakmalılar. En yukarıya ulaşmak için bunu yapmaları şarttır. Tutku ortaya çıkınca teşebbüs ettikleri her şeyde başarıya ulaşacaklardır. Aile içinde Kovalar kurallara fazla uymazlar, değişken ve dengesizdirler. Aile baskılarının oluşturduğu bariyerleri yıkmak isterler. Yine de oldukça sosyal insanlardır. Aile ve arkadaşlarını eğlendirebilecekleri güzel evleri olsun isterler. Yaşam alanlarını çoğunlukla modern eşyalarla dekore ederler. Ev yaşamlarının sağlıklı olmasını istiyorlarsa Kovalar biraz daha dengeli olmak durumundadır. Hayatlarının en azından bir tarafı dayanıklı ve sabit olmalıdır. Aile ve çocuk yetiştirme konularında teori, soğukkanlı düşünce ve zeka her zaman yeterli değildir. Kovalar daha iyi bir aile yaşamı için denkleme sevgiyi de eklemek zorundadırlar.

Balık Burcunun Özellikleri

20 Şubat ile 20 Mart tarihleri arasında doğanlar, bu burcun özelliklerini taşır. Elementi su, etkin gezegeni Neptün’dür. Yengeç ve Akreplerle çok iyi anlaşırlar, duygusal anlamda en uyumlu oldukları burç ise Başaktır. Zodyaktaki tüm burçlar arasında iç güdüsel ve duygusal özellikleri en gelişmiş burç Balıktır. İç güdülerine göre yaşamaya kendilerini adamışlardır ve bu durum bazen başkaları için sinir bozucu olabilir. Özellikle de daha maddeci, bilimsel ya da teknik olanlara. Hayattaki tek amacın para, statü ya da dünyevi başarılar olduğunu düşünüyorsanız bir Balık insanı anlamanızın imkanı yok. Balıklar zekidirler ancak onlar için zeka yalnızca iç güdülerini mantıklı hâle getirebilecek bir araçtır. Bir Kova ya da İkizler için zeka, bilgi edinilecek bir araçtır. Balık içinse bilgi iletme aracıdır. Balıklar kendilerini sonsuz bir düşünce ve duygu okyanusundaki balıklar gibi hissederler. Bu okyanusun derinliği, akıntısı ve dipakıntıları vardır. Sakinlerinin daha iyi, doğru ve güzel olduğu saf sular ararlar ancak bazen daha aşağıdaki çamurlu sulara çekilirler. Yeni düşünceler üretmediklerini, yalnızca varolan düşüncelere uyum sağladıklarını bilirler. Bu yüzden saf sular ararlar. Yüksek düşüncelere uyum sağlama yeteneği, onlara sanatsal ve müzikal açıdan ilham verir. Ruh odaklı olduklarından (elbette iş dünyasındaki Balıkların çoğu bunu gizleme ihtiyacı hissederler) onlar hakkında en çok anlatılması gereken şey bu özellikleridir. Ruhun dört temel niteliği vardır. Biri açık kuşkuculuk, biri entelektüel ve duygusal inanç, biri doğrudan kişisel ruhani tecrübe, bir diğeri de ruhsal dünyayla birleşme, bir araya gelmedir. Dördüncüsü Balıklardaki en derin dürtüdür ve onlar bu işin peşinde olup onu başarma kabiliyetine sahiptirler. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak Balıklar ruhsal dünyayla birleşmeyi beklerler. Daha büyük bir gerçeğin olduğuna dair inancı Balıkları hoşgörülü ve anlayışlı hâle getirir. Belki de fazla hoşgörülüdürler. Hayatlarında “Yeter artık” demeleri, pozisyonlarını koruyarak savaşa karışmaları gereken anlar yaşanmıştır. Ancak sahip oldukları özellikler yüzünden bu ruh hâline girmeleri zaman alır. Onlar ‘aziz’ gibi olmak isterler. Bunu kendi tarzlarında ve kendi kurallarına göre yaparlar. Başkaları kendi aziz kavramlarını onlara dayatmaya çalışmamalıdır çünkü bunu kendi kendilerine yapmak isterler. Balık gibi başka dünyalardan bir karakterin pratik ve gerçekçi bir partner istemesi şaşırtıcı değildir. Balıklar hayattaki tüm detaylarla ilgilenebilecek birini isterler çünkü detaylardan hoşlanmazlar. Bu özelliği hem sevgililerinde hem de profesyonel partnerlerinde isterler. Bu sayede bir parça olsun gerçeklikle bağlantılı oldukları hissini yaşarlar. Beklenildiği üzere bu tarz ilişkilerin pek çok iniş-çıkışları olur. İki karakter tamamen zıt kutuplardan olduğundan yanlış anlaşılmalar ortaya çıkar. Bir Balık insanına âşıksanız böyle dalgalanmalar yaşayacak ve işlerin dengeye kavuşması için sabır göstermek zorunda kalacaksınız. Balıklar bedbin, sezgisel, şefkatli ve tanınması zor insanlardır. Yalnızca zaman ve doğru davranışlar onların derin sırlarını ortaya çıkarır. Ancak bir Balık insanına âşıksanız o dalgalarda yüzmenin her şeye değeceğini göreceksiniz. Çünkü onlar sevgi ve şefkat gösterme ihtiyacı duyan ve bundan haz duyan iyi, hassas kimselerdir. Âşık Balıklar hayal kurmayı sever. Onlar için hayal, bir ilişkinin eğlenceli yanlarının yüzde doksanını oluşturur. Partnerlerini idealize ederler ki bu bazen iyi bazen kötü bir şeydir. Zorluğu, karşıdaki insanın Balık ideallerine göre yaşamasının imkansız olmasıdır. Para çoğunlukla Balıklar için önemli değildir. Elbette herkes gibi onların da paraya ihtiyacı vardır ve bir kısmı zengin de olur. Ancak para genellikle asıl amaçları değildir. İyi şeyler yapmak, kendini iyi hissetmek, huzurlu olmak, acılardan uzak olmak, Balık insanının en çok önem verdiği şeylerdir. Onlar parayı hisleriyle kazanırlar. Mantıklarından çok önsezilerine güvenirler. Cömert, belki de fazlasıyla yardımseverdirler. Hemen hemen her türlü talihsizlik, bir Balık insanının yardım için elini cebine atmasına yeter. Bu onların en güzel erdemlerinden biri olsa da Balıklar finansal anlamda daha dikkatli olmalıdırlar. Para verdikleri kişiler konusunda daha seçici olmalı böylece kendilerinden faydalanılmasının önüne geçmelidirler. Hayır işine para yatırıyorlarsa, verdikleriyle doğru şeyler yapılıp yapılmadığını takip etmeliler. Zengin olmasalar bile Balıklar başkalarına yardım için para harcarlar. Bazen hayır demeyi öğrenmeleri ve kendilerine yardım etmeleri de gerekebilir. Onların finansal tökezlemelerinin en büyük sebebi de genel pasiflikleridir. Çoğunlukla olayları akışına bırakırlar. Özellikle finansal konularda daha agresif olmaları gerekir. Bir şeyleri yapmalı, kendi servetlerini yaratmalılar. Pasif bir davranış, yalnızca kayıplara ve fırsatların kaybolmasına sebep olacaktır. Finansal güvenlik anlamında endişe duymak güvende olunmasını sağlamaz. Balıklar da bunu öğrenmeli ve istediklerinin peşinden gitmeliler. Halk içinde ruhsal ve maddesel zenginliğe sahip, cömert ve hayırsever insanlar olarak görülmeyi severler. Büyük gönüllü insanlara hayranlık duyarlar. Büyük işlerle uğraşan insanlara saygı duyarlar ve nihayetinde bu büyük girişimlere kendileri de dâhil olmak isterler. Kısacası büyük işlerle ilintileri olan büyük şirketler için çalışmayı tercih ederler. Eğer kariyer ve profesyonel potansiyellerini ortaya çıkarmak istiyorlarsa daha fazla seyahat etmeli, gerçek dünya hakkında daha fazla şey öğrenmeliler. Diğer bir deyişle en üst noktaya ulaşabilmek için Yayların iyimserliğine ihtiyaç duyarlar. Şefkatli ve cömert kişilikleriyle Balıklar çoğunlukla başkalarının hayatlarına dokunabilecekleri ya da onlara yardım edebilecekleri meslekleri tercih ederler. Bu yüzden çoğu Balık doktor, hemşire, sosyal görevli ya da öğretmen olur. Bazen Balıkların hayatlarına nasıl bir yön vermek istediklerini anlamalarını epey vakitlerini alabilir ancak ilgi alanları ve erdemlerini de gösterebilecekleri bir iş bulduklarında oldukça ilerlerler. Aile hayatlarında Balıklar yalnızca hisleri ve ruh hâllerine dayalı olarak iletişim kurma eğilimlerine karşı koymalılar. Partnerleri ve diğer aile üyelerinin onlar kadar iç güdüsel olmalarını beklemek gerçekçi değildir. Daha fazla sözel iletişim geliştirmeleri gerekir. Fikirlerin sakin ve duygudan uzak bir biçimde iletilmesi, herkesin yararına olacaktır. Bazı Balıklar değişimi ve gezmeyi sever. Onlar için fazla sabitlik özgürlüklerine vurulmuş bir sektedir. Sonsuza dek bir yerde tıkılı kalmak hiç hoşlarına gitmez. Balıklar zihinsel ve entelektüel ilgileri kışkırtan bir ev ortamını sever ve buna ihtiyaç duyarlar. Komşularına dahi aile gözüyle bakarlar. Bazı Balıkların evleri ve ailelerine karşı ikili bir tutumları olabilir. Bir yandan ailenin sağladığı duygusal destek hoşlarına gider, diğer yandan zorunluluklar, kısıtlamalar ve gerektirdiği görevler onlara sıkıcı gelir. Balıklar için dengeyi bulmak, mutlu bir aile yaşantısının anahtarıdır.

Tarihteki En Önemli On İcât

İnternet okuyucuları arasında yapılan bir oylamada tarihteki en önemli icâtlar sıralaması işte bu şekilde görülüyor. 1. Telefon: Telefon, ses ve ifade sinyallerini, bir başka noktaya telle gönderilmesi için elektrik etkilerine çeviren bir alettir. Sinyalin gönderildiği noktada bir başka telefon bu elektrik etkisini alır ve anlaşılabilir seslere çevirir. 1875 senesinde Alexander Graham Bell, insan sesini elektrikle gönderebilen ilk telefonu yapmayı başarmıştır. Bugün bırakın sabit telefonu cep telefonu olmadan bile pek çok şeyi yapmakta güçlük çekiyoruz. Dolayısıyla telefonun icâtlar listesinde ilk sırayı alması gayet doğal gibi. 2. Bilgisayarlar: Bilgisayar tarihinde pek çok önemli ve büyük kilometre taşları vardır ve bunların ilki 1936’da başlar. Bu sene içerisinde Konrad Zuse, isteğe göre programlanabilen ilk bilgisayarı yapmıştır. Hayatımızın büyük bir bölümünü kaplayan ve hiç kullanmıyorum diyenler için bile bir vazgeçilmez olan bilgisayarlar, kim bilir daha ne muhteşem bir hâl alabilir. 3. Televizyon: 1884 senesinde Paul Nipkow, 18 dizi çözünürlüğü olan dönen metal disk teknolojisini kullanarak tellere görüntüler gönderdi. Bundan sonra televizyon iki farklı yolda gelişti. Nipkow’un dönen disklerine bağlı olarak mekanikler, katod ışınlı tüpe bağlı olarak da elektronikler ilerleme gösterdi. Amerikalı Charles Jenkins ve İskoç John Baird mekanik modeli geliştirirken San Francisco’da bağımsız olarak çalışan Philo Farnsworth ve önce Westinghouse daha sonra da RCA için çalışan Rus muhacir Vladimir Zworkin, elektronik modeli geliştirdi. 4. Otomobil: 1769 senesinde kendinden çalışan yol aracı ilk olarak Fransız mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından yapıldı. Ancak bu, buhar gücüyle çalışan bir modeldi. 1885 senesinde Karl Benz, içten yanmalı motorla çalışan dünyanın ilk pratik otomobilini tasarlayıp ortaya çıkardı. 1885’te Gottlieb Daimler içten yanmalı motor fikrini bir adım ileri götürerek modern gaz motoru olarak bilinen prototipi patentleyerek dünyanın ilk dört tekerlekli motorlu aracını yarattı. 5. Pamuk Çırçırı: Eli Whitney pamuk çırçırının patentini 14 Mart 1794 tarihinde aldı. Pamuk çırçırı, toplandıktan sonra pamuk üzerindeki tohum, kabuk ve diğer istenmeyen maddeleri ayıran bir makinedir. 6. Fotoğraf Makinesi: 1814 senesinde Joseph Nicéphore Niépce, camera obscura ile ilk fotografik görüntüyü yarattı ancak bu görüntü için sekiz saatlik bir ışık altında kalma süresi gerekti ve ondan sonra da resim soldu. Louis-Jacques-Mandé Daguerre, ilk pratik fotoğraf sürecinin kâşifi olarak görülüyor ve o da icâdını 1837 senesinde yaptı. 7. Buharlı Makine: Thomas Savery, 1698 senesinde ilk basit buharlı motoru patentleyen İngiliz ordu mühendisidir. Thomas Newcomen, atmosferik buharlı motoru 1712’de yarattı. James Watt, Newcomen’ın bu tasarımını geliştirdi ve ilk modern buharlı makine olarak bilinen parçayı 1765 senesinde keşfetti. 8. Dikiş Makinesi: İlk fonksiyonel dikiş makinesi, Fransız terzi Barthelemy Thimonnier tarafından 1830 senesinde keşfedildi. 1834’te, Walter Hunt Amerika’nın (bir bakıma) ilk başarılı dikiş makinesini yaptı. Elias Howe, ilk çapraz dikiş dikiş makinesinin patentini 1846 senesinde aldı. Isaac Singer, yukarı-aşağı hareket mekanizmasını geliştiren isim oldu. 1857’deyse James Gibbs ilk tek ipli zincir dikiş makinesini patentledi. Son olarak Helen Augusta Blanchard ilk zig-zag dikiş makinesini 1873’te patentledi. 9. Elektrik Ampulü: Genel inancın aksine ampul Thomas Alva Edison tarafından keşfedilmemiştir. Edison, elli senedir bilinen ve süregelen bir fikri geliştirmiştir. 1809 senesinde İngiliz bir kimyager olan Humphry Davy, ilk elektrikli ışığı keşfetmiştir. İngiliz bir fizikçi olan Sir Joseph Wilson Swan 1878 senesinde, içinde karbon fiber tel olan pratik ve uzun ömürlü (13.5 saat) elektrikli ampulü yaratan ilk kişi oldu. 1879’da da Thomas Alva Edison kırk saat boyunca yanabilen bir karbon tel keşfetti. 10. Penisilin: Penisilin 1928 senesinde Alexander Fleming tarafından keşfedildi. Penisilinin endüstriyel üretim metodunu da 1948 senesinde ilk olarak Andrew Moyer patentledi.

Bilgi ve Cehaletle İlgili Sözler


- Tüm insanlar doğaları gereği bilmeyi arzular.  Aristoteles

- Her şeyi bilecek kadar genç değilim.  Oscar Wilde

- Pek çok şey hakkında hiçbir şey bilmemeye çalıştım ve bu konuda da oldukça başarılı oldum.  Robert Benchley

- Küçük beyinler sıra dışı olanlarla ilgilenir. Büyüklerse sıradan olanlarla.  Elbert Hubbard

- Bilgimiz yalnızca sınırlı olabilir ancak cehaletimiz kesinlikle sonsuz olmak zorundadır.  Karl Popper

- Tüm bilginizi saatinizle birlikte cebinize koyun ve istenmediği sürece çalıştığınız yerde ortaya çıkarmayın.  Lord Chesterfield

- Başkan Reagan ne bildiğini her zaman bilmezdi.  Oliver North

- Halk uzman olacak kadar iyi bilmese de aralarında karar verecek kadar bilir.  Samuel Butler

- Öyle zamanlar geliyor ki kesinlikle bildiğim şeylerden bile emin olmadığımı düşünüyorum.  Mongkut, Siyam Kralı

- İki tür istatistik vardır. Bir araştırıp baktığın, bir de kendi uydurduğun.  Rex Stout

- Gereksiz bilginin bu kadar önemli olduğu başka hiçbir çağ olmamıştır.  Cyril Joad

- Bilgi içinde boğulmamıza rağmen bilgi açlığı çekiyoruz.  Rutherford D. Rogers

- Yetenden fazlasının ne olduğunu bilmezsen neyin yeterli olduğunu asla bilemezsin.  William Blake

- Bilgi olmadan gösterilen çaba, ışıksız ateş gibidir.  Thomas Fuller

- Bilgimiz, sürekli genişleyen bir cehalet çölünde gittikçe uzaklaşan bir serap gibi.  Will Durant

- İki tür bilgi vardır: Kendi bildiğimiz bilgi ve hakkında nerede bilgi bulabileceğimizi bildiğimiz bilgi.  Samuel Johnson

- Biz bilgi edindikçe etrafımızdakiler anlaşılır bir hâl almaktan ziyade daha da gizemli olur.  Albert Schweitzer

- Nezaket tanrı vergisidir ama bilgi pazardan alınır.  Arthur Hugh Clough

- Birazcık bilgi tehlikeli bir şeyse tehlikeden uzak kalmayı başarabilecek kadar çok şey bilen kişi nerededir?  Thomas Huxley

- Neredeyse tüm bilgimizi bizimle aynı fikirde olanlara değil, bizden farklı düşünenlere borçluyuz.  Charles Caleb Colton

- Bilginin karşısına küçük bir çocuk gibi oturun, önceden düşünülmüş tüm düşüncelerden vazgeçmeye hazırlıklı olun, doğanın sizi götürdüğü her yere ve tüm çukurlara girin. Yoksa asla bir şey öğrenemezsiniz.  Thomas Huxley

- Bilgili kişi mutludur, çünkü keşfedecekleri olduğunu bilir. Ama aptal da mutludur, çünkü bir şey bilmiyordur.  Alexander Pope

- İnsanların bildiği en büyük zevklerden biri, bilgi arayışındayken cehalet üzerinden yola çıkmaktır.  Robert Lynd

- Çoğu cahil insqnın emin olduklarını söyledikleri şeyleri biliyor numarası yapamam.  Clarence Darrow

- İnsan kendinde zate varolan şeylere yakın olanları anlayabilir.  Henri Frederic Amiel

- İnsanlar gün içinde o kadar sıradan bilgi ediniyorlar ki sonunda sağduyularını yitiriyorlar.  Gertrude Stein

- Yirmi yaşında da olsa, seksen yaşında da olsa öğrenmesine son veren bir insan yaşlıdır. Öğrenmeye devam edense genç kalır. Hayattaki en güzel şey zihni genç tutmaktır.  Henry Ford

- Kadın olsun erkek olsun bizim en büyük problemimiz öğrenmek değil, öğrenmemektir.  Gloria Steinem

- Yaşamalı ve öğrenmeliyiz. Ancak öğrendiğimizde artık yaşamak için çok geçtir.  Carolyn Wells

- Uzman, tüm diğer konulardan korkan insandır.  Martin H. Fisher

- İnsanların gerçekten anladıkları çok kısıtlı bir alandadır: Günlük ilişkileri ve tecrübelerine, bilme fırsatları olan şeylere ve öğrenmeleri ya da çalışmaları gereken güdülere bağlanmıştır. Geriye kalanlar gösteriş ve düzenbazlıktan ibarettir.  William Hazlitt

- Gereksiz bilgiden alınması gereken hazlar vardır.  Bertrand Russell

- Doğa bilgisindeki her büyük gelişme, otoritenin tam anlamıyla reddedilmesiyle mümkün oldu.  Thomas Huxley

- Bizi sıkıntılandıran bilmediklerimiz değil, doğru zannettiğimiz şeylerdir.  Will Rogers

- Her işte; aşkta, dinde, siyasette ya da iş dünyasında, uzun süredir varlığı garanti görülen şeylerin sonuna arada bir de olsa bir soru işareti bırakmak sağlıklı bir düşüncedir.  Bertrand Russell

- Bilgi güçtür.  Francis Bacon

- İnsanlar zayıf değildir. Bilgi gücün de ötesinde bir şeydir. Mekanik uzmanları güce gülüp geçerler.  Samuel Johnson

- Bildiğimiz şeyleri bildiğimizi bilmek ve bilmediklerimizi bilmediğimizi bilmek gerçek bilgidir.  Henry David Thoreau

- En basit sorular cevaplanması en zor olanlardır.  Northrop Frye

- Nasıl öğrenmesi gerektiğini bilenler yeterince bilirler.  Henry Adams

- Kendini bil.  Sokrates

- Bana gelince, bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.  Sokrates

- Ne kadar az bildiğini bilmeden ne kadar şey biliyorsun.  Anonim

- Tek iyilik bilgi, tek kötülük cehalettir.  Diyojen

- İnsan her şeyi bilemez.  Horace

- Başkalarını bilen bilgilidir. Kendini bilense bilgedir.  Lao-Tzu

- Pek çok şeyi azar azar bilmektense bir şeyi tam olarak bilmek daha iyidir.  Friedrich Nietzsche

- Kim olduğumuzu biliyoruz ama ne olabileceğimizi bilmiyoruz.  William Shakespeare

- Aptallığa karşılık tanrılar bile boşa bir savaş verir.  Friedrich von Schiller

- Bir şeyi bildiğim hakkında kendimi övemiyorsam bilmediğim için överim. Her iki şekilde de kendimi övebilirim.  Ralph Waldo Emerson

- Aptalı anlayamadığı tezlerden daha fazla allak bullak eden bir şey yoktur.  Cardinal de Retz

- Boş bir kaseden dolu bir fıçıdakinden daha fazla ses çıkar.  John Lyly

- Etrafta hidrojenden daha fazla aptallık var ve raf ömrü daha uzun.  Frank Zappa

- Birinin cehaletinin farkında olmamak, cahilin illetidir.  Amos Branson Alcott

- Sorun insanların cahil olmaları değil, doğru olan şeyleri bilmemeleri.  Josh Billings

- Faaliyete geçmiş bir cehaletten daha ürkütücü bir şey yoktur.  Goethe

- Bir fikir eksikse onun yerini alacak bir kelime mutlaka bulunabilir.  Goethe

- Cehalet değil, cehaletin farkında olmama bilginin ölümüdür.  Alfred North Whitehead

- Cehalet bahane değil asıl olaydır.  Irene Peter

- Ulu Tanrımız insanın bilgeliğine belli sınırlar koymuş ancak aptallığına bir sınır çizmemiştir. Bu hiç adil değil.  Konrad Adenauer

- Herkes cahildir. Ancak cahil oldukları konular farklıdır.  Will Rogers

- Zayıf bir akıl, kendine zarar verebilecek kadar güç biriktiremez. Yani aptallık sıklıkla insanların delirmesini önler.  Oliver Wendell Holmes

- Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.  Anonim

- Bilmediğim şeyler hakkında cahil olduğumu itiraf etmekten utanmıyorum.  Cicero

- Bildiğim çok az şeyi de cehaletime borçluyum.  Sacha Guitry

- Şu ikisinden birini yapabilirsiniz: Ya çenenizi kaparsınız ki bunu yapmak bence kolay değildir, ya da payınıza düşen bir felaketi öğrenirsiniz. Ben bu ikincisini yapmaya çalıştım.  Jane Fonda

- Benim doktrinim şudur: Durdurmaya gücümüzün yettiği bir zulüm ya da yanlışlık görüp hiçbir şey yapmazsak biz de o şeyin günahını paylaşırız.  Anna Sewell

- Ne zaman iki iyi insan prensip üzerine tartışsa her ikisi de haklı olur.  Marie von Ebner-Eschenbach

- Hayatın en temel gerçekleri, ilk duyulduğunda kulağa absürd gelir.  Elizabeth Goudge

- Genç olmanın iyi tarafı, yaptığınız şeyleri büyük olasılıkla yapamayacağınızı bilemeyecek kadar deneyimsiz olmaktır.  Gene Brown

- Bazen anlamamak, en yğksek anlayış demektir.  Baltasar Gracian

- Anlayış kıtlığı büyük bir güçtür. Bazen insanların dünyayı ele geçirmesini sağlar.  Anatole France

- İmkansızlık, başarıldığında bizim ne kadar aptal olduğumuzu gösterene kadar canımızı sıkmaz.  Henry S. Haskins

- Soru sormaya başladığın an masumiyetin bitmiştir.  Mary Astor

- Bazı insanlar için imkansız imkansızdır.  Elizabeth Asquith Bibesco

- Sıradan insanlar yalnızca mümkün olanlara inanır. Sıra dışı insanlarsa mümkün ya da olası şeyleri hayal etmek yerine imkansızı hayal eder. Bunu yaparak da onları mümkün olabilecek şeyler olarak görmeye başlarlar.  Cherie Carter-Scott

- Başarı çoğunlukla başarısızlığın kaçınılmaz olduğunu bilmeyenler tarafından elde edilir.  Coco Chanel

- İnsanlar içinde zorluk gördükleri girişimler karşısında hep hoşnutsuzdurlar.  Niccolo Machiavelli

- En büyük bilgelikte çoğunlukla cehalet vardır.  Balthasar Gracian

- Resim yapmak nasıl yapıldığını bilmediğinde kolaydır fakat bildiğinde çok zor olur.  Edgar Degas

- Kendinden istenilene yetişebilmesi için bir insanın kapasitesini gözünde büyütmesi gerekir.  Johann von Goethe

- Her gerçek dehâ, naif olmak durumundadır. J.C.F. von Schiller

- İyi bir aşk mektubu yazabilmek için ne demek istediğine dair hiçbir fikrin olmadan yola çıkmalı, ne yazdığını bilmeden bitirmelisin.  Jean-Jacques Rousseau

- Bugün kafan karışık değilse doğru düşünmüyorsun demektir.  Irene Peter

- Emin olmadığımızda yaşıyoruz demektir.  Graham Greene

- Temel araştırma, ne yaptığımı bilmediğimde yaptığım şeydir.  Wernher von Braun

- Hep önemli biri olmak istemişimdir fakat şimdi anlıyorum ki daha belirgin olmalıymışım.  Lily Tomlin

- Ne yaptığımı bilmiyorum. Aktörlerin ne yaptığını bilmiyorum.  Geraldine Page

- Muhteşem olduğunu biliyorum fakat nasıl yaptığımı bilmiyorum.  Sir Laurence Olivier

- Sonunun nereye varacağını bilmiyorduk ancak yapmamız gerektiğini biliyorduk.  Betty Friedan

- Gitmem gereken yere giderek öğreniyorum.  Theodore Roethke

- İnsanların genelde anlamadığı şey, sevmemeye hazırlandıkları şeydir. Anlaşılmayan şey hep berbattır.  L.E. Landon

- İnsan bir şeyi yaparak öğrenir. Çünkü bildiğinizi zannetseniz de deneyene kadar asla emin olamazsınız.  Sophocles

- Denemeden hiçbir şey bilinemez.  Publilius Syrus

- Eğitim, bilmediğini bile bilmediğin şeyleri öğrenmektir.  Daniel Boorstin

- Merak, doğadaki yenilemez tek şeydir.  Freya Stark

- Asıl karakter sınaması, ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz zamanlardaki davranış biçimimizdir.  John Holt

- Hayat benim okulum. Umarım iyi bir biçimde mezun olup derece kazanırım.  Louisa May Alcott

- Bilinmeyenin olduğu yerde umut vardır.  Thornton Wilder

- Cehaletin mutluluk olduğu bir yerde bilge olmak ahmaklıktır.  Thomas Gray

Aklınızı Rahata Erdirecek 50 Soru


Bazen kendinizi rahatlatmak ya da olayın içinden çıkıp dışarıdan bakabilmek için kendinize belli sorular sormanız gerekir ancak bu oldukça zorlu bir iştir. İşte size ipucu olabileceğini düşündüğümüz önemli bir bilgi daha. Bu soruların doğru ya da yanlış cevapları yok. Çünkü bazen doğru soruyu sorabilmek asıl cevaptır.

1. Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseniz kaç yaşında olurdunuz?

2. Başarısızlığa uğramak mı hiç denememek mi daha kötüdür?

3. Hayat o kadar kısaysa neden sevmediğimiz o kadar şeyi yapıyor ve yapmadığımız o kadar şeyi seviyoruz?

4. Her şey yapılıp söylendiğinde söyledikleriniz yaptıklarınızdan daha mı fazladır?

5. Dünya için değiştirmek istediğiniz en önemli şey nedir?

6. Mutluluk ulusal para birimi olsa nasıl bir çalışma sizi zengin ederdi?

7. İnandığınız şeyi mi yapıyorsunuz yoksa yaptığınız şeye alışmaya mı çalışıyorsunuz?

8. Ortalama insan ömrü 40 sene olsa hayatınızı farklı yaşar mıydınız?

9. Hayatınızın gidiş yönünü ne derece etkilediniz?

10. Bir şeyleri doğru yapma konusunda mı yoksa doğru şeyleri yapma konusunda mı daha endişelisiniz?

11. Asansör düğmesine birden fazla defa mı basıyorsunuz? Bunun asansörü daha hızlandırdığına mı inanıyorsunuz?

12. Endişelerle dolu bir dehâ mı yoksa neşeli ve basit bir insan mı olmayı tercih ederdiniz?

13. Neden siz sizsiniz?

14. Arkadaş olarak isteyeceğiniz türden bir arkadaş mısınız?

15. İyi bir arkadaşınızın uzaklara taşınması mı yoksa yakınlarınızda oturan iyi arkadaşınızla irtibatınızın kopması mı daha kötüdür?

16. En çok şükrettiğiniz şey nedir?

17. Eski anılarınızı kaybetmeyi mi yoksa asla yeni anılara sahip olamamayı mı tercih ederdiniz?

18. Gerçeğe kafa tutmadan onu bilmek mümkün müdür?

19. En büyük korkularınızdan gerçekleşen oldu mu?

20. Beş sene önce çok mutsuz olduğunuz zamanı anımsayabiliyor musunuz? Şimdi bu üzüldüğünüz şeye hâlâ üzülüyor musunuz?

21. Çocukluğunuzdan sizi en mutlu eden anınız nedir? Onu bu kadar özel kılan nedir?

22. Yakın geçmişinizde en son ne zaman tutku dolu ve canlı hissettiniz?

23. Şimdi değilse ne zaman?

24. Henüz istediğinizi başaramadıysanız kaybedecek neyiniz var?

25. Biriyle hiçbir şey konuşmadan hayatınızın en güzel konuşmasını yaptığınızı hissettiğiniz oldu mu?

26. Sevgiyi destekleyen dinler neden bu kadar çok savaşa neden oluyor?

27. Hiç şüphe duymadan iyi ve kötünün ne olduğunu bilmek mümkün müdür?

28. Şimdi birkaç trilyon kazanmış olsanız işinizi bırakır mıydınız?

29. Daha az işiniz olmasını mı yoksa zevk alabileceğiniz daha fazla işiniz olmasını mı tercih ederdiniz?

30. Bugünü daha önce yüz kere daha yaşamış gibi mi hissediyorsunuz?

31. En son ne zaman derinden inandığınız bir fikrin hafif ışığında kararnlığa daldınız?

32. Tanıdığınız herkesin yarın öleceğini bilseniz bugün kimi ziyaret ederdiniz?

33. Son derece çekici ya da ünlü olmak için hayatınızın 10 senesini vermeyi ister miydiniz?

34. Hayatta olmak ve gerçekten yaşamak arasındaki fark nedir?

35. Ne zaman risk ve mükafatları hesap etmeyi bırakıp devam etmek ve doğru olduğunu bildiğin şeyleri yapmak gerekir?

36. Hatalarımızdan bir şeyler öğreniyorsak hata yapmaktan neden bu kadar korkarız?

37. Kimsenin sizi yargılamayacağını bilseniz neyi farkloı yapardınız?

38. En son ne zaman kendi nefes alış sesinizi duydunuz?

39. Neleri seversiniz? Son zamanlardaki hareketleriniz bu sevgiyi açıkça gösterdi mi?

40. Bundan beş sene sonra dün ne yaptığınızı anımsayacak mısınız? Ya ondan önceki günü? Ve ondan öncesini?

41. Şu an bazı kararlar alınıyor. Soru şu: Bu kararları kendiniz için mi alıyorsunuz yoksa başkalarının sizin yerinize bu kararları almasına izin mi veriyorsunuz?

42. Saygı ve hayranlık duyduğunuz üç kişiyle öğle yemeği yiyorsunuz. Sizin arkadaşınız olduğunu bilmeden yakın bir arkadaşınızı eleştirmeye başlıyorlar. Bu eleştiri hoş değil ve haksız yere yapılıyor. Ne yaparsınız?

43. Yeni doğan bir bebeğe tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?

44. Sevdiğiniz birini kurtarabilmek için yasaları çiğner miydiniz?

45. İyice baktığınızda yaratıcılık gördüğünüz bir yerde delilik gördüğünüz de oldu mu?

46. Çoğu insandan farklı yaptığınızı bildiğiniz bir şey var mı?

47. Sizi mutlu eden şeyler nasıl oluyor da diğer herkesi mutlu etmiyor?

48. Gerçekten yapmak isteyip de yapmadığınız bir şey var mı? Varsa sizi tutan ne?

49. Aslında bırakmanız gereken bir şeylere mi tutunuyorsunuz?

50. Şu anda yaşadığınız ülke ya da şehirden başka bir yere gitmeniz gerekse nereye taşınırdınız ve neden?

26 Yaşına Kadar Neleri Ögrendik


İnsan belli bir yaşa kadar pek çok şeyi hayatına katara, öğrenir, düşer, kalkar. Zaten hayatın özü de budur. Peki 26 yaşına kadar insan neler öğrenebilir? Belki sizin öğrendikleriniz diğerlerinkinden farklı olacak fakat en azından bu listeye bakarak biraz olsun düşünebilir ve gelecek yıllarınızı görebilirsiniz. İşte yeni maceralarınıza atılmadan önce verebileceğimiz birkaç ipucu.

- Bir çocuk gibi davrandığınız sürece yetişkin olmak eğlenceli olabilir.

- Aşkın dış görünüşle hiçbir ilgisi yoktur fakat zaman, güven ve ilgiyle kesinlikle ilgisi vardır.

- Gülmek, ağlamak, eğlenmek ve kızmak… Hepsi de çok önemlidir. Hepsi bizi insan yapar.

- Hayattaki en büyük gerçekler basit ve belli farkındalıklarla çözülebilir.

- Açgözlülük nihayetinde en şanslıları bile gömer.

- Kötü şeyler iyi insanların da başına gelebilir.

- Eğer hiçkimse sizin gittiğiniz yere gitmediyse kendi yolunuzu açmak zekicedir.

- Belirsizlik bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Tereddütse korkunun bir ürünüdür.

- Şu an nasıl hissediyorsanız hissedin zaman tüm yaraları iyileştirir.

- Çoğunlukla aradığınız şey tam burnunuzun dibindedir.

- Sağlığınız hayatınızdır.

- Şanslar birer hediyedir. Yani fırsat verildiğinde şanslar üzerinden gitmeye çalışın.

- Nezaket ve iyi çalışma, sizi zekadan daha öteye taşıyacaktır.

- İnsanlar ikinci bir şansı hakeder ancak üçüncüyü asla.

- En iyi arkadaşınızla evlenin.

- Çok resim çekin. Bir gün gelecek ve bunu yaptığınız için çok mutlu olacaksınız.

- Para hakettiğiniz biçimde ve düzgünce sizinse hayatınızı daha kolay bir hâle getirir.

- Dikkatsizlik, başarısızlığın kökenidir.

- Şu an yaptıklarınız, yaşlandığınızda hakkında konuşacağınız ve anacağınız hatıralar yaratır.

- Rahat bölgenizden çıkmak, her şeyi şimdi algılayamayacağınız bir perspektife taşır.

- Motivasyon minik patlamalar hâlinde gelir. Tazeyken üzerine gitmeyi ihmal etmeyin.

- Belirgin olanı kasten görmezden gelmek, düşmana doğru geri geri gitmektir.

- Başarısızlığın sorumluluğunu almak, başarının temelini atar.

- İlk izlenimler yüzde 50 ihtimalle tamamen değersizdir.

- Kendinden hoşnutluk, sonsuza dek sürer.

- Asla harekete geçmezseniz asla tam olarak emin olamazsınız.

Bir Fobi Nasıl İyileştirilir?



Daha önceki haberlerimizde ilginç fobilere, insanların korktukları şeylere yer vermiştik. Bu kez de fobilerin çözüm yollarından bahsedelim istedik. İşte fobilerin çözümü için kullanılan geleneksel ve henüz gelişmeye başlayan, umut vaad eden yollar.
1. Taşma: Bu yöntem sayesinde hastalar örümcek gibi, kuş gibi, vs. Korkulan nesneler ya da şeylere karşı dayanıklılık göstermeyi başarıyor ancak bunun  için öncelikle bu hayvanların ya da şeylerin olduğu bir odaya girmesi ya da bu şeylerin etrafında olduğu bir yere uzun süre maruz kalması gerekiyor. Yani çilesi çekilmeden kaymağı yenilmiyor. Bu yöntemin eksi yanı, hastaların bu tarz kaçması zor bir tedaviyi kabul etmek istememeleri.

2. Duyarsızlaşma: Bu yöntemle hastaların korkulan nesneye maruz kalma süresi arttıkça bu durumla baş edebilmeleri için kas rahatlatma teknikleri uygulanıyor. Bu terapinin olumsuz yanı, hastaların özgüvenlerinin azalması. En azından terapistler böyle bir gözlem yaptıklarını iletiyor.

3. İlâçla Tedavi: Paniği azaltmak ve özgüveni artırmak için monoamine oxidase (MAO) adı verilen yavaşlatıcı anti-depresanlar fobi tedavilerinde kullanılabiliyor. Bu tedavi yönteminin yan etkileriyse cinsel becerilerde azalma ve kilo artışı.

4. Yeniden Bir Araya Getirme: Fobi ya da korkunun geri gelmesini önleyecek bilgilerle travmatik hatırları yeniden hazırlayan noninvazif metodlar, bu tedavi sürecinde kullanılır. Bu tedavi yöntemiyle ilgili olarak kullanışlılık ve dayanıklılık yönlerinden hâlâ kesin bir sonuç elde edilmiş değil ancak laboratuvar sonuçları umut vaad ediyor.

Gökyüzü Neden Mavidir?


Berrak ve güneşli bir günde üzerimizdeki gökyüzü parlak mavi görünür. Akşamları gün batımı kırmızı, pembe ve turuncudan oluşan muhteşem bir gösteri hazırlar bizlere. Peki gökyüzü neden mavidir? Gün batımını kızıl yapan şey nedir? Bu sorulara cevap verebilmek için ışık ve yeryüzünün atmosferi hakkında bazı şeyler bilmemiz gerek.

Atmosfer: Atmosfer gaz molekülleri ve yeryüzünü çevreleyen diğer maddelerin bir karışımıdır. Çoğunlukla nitrojen (yüzde 78) ve oksijen (yüzde 21) gazlarından oluşur. Argon gazı ve su (buhar, damla ve buz kristali biçiminde), en sık rastlanılan bir sonraki öğelerdir. Ayrıca toz, kurum, kül, polen ve okyanus tuzu gibi küçük katı partiküllerle beraber diğer gazlardan da az miktarlarda vardır.

Atmosferin oluşumu, bulunduğunuz yer, hava ve pek çok farklı şeye bağlı olarak değişiklik gösterir. Bir yağmur fırtınasından sonra ya da okyanus yakınlarında havada daha fazla su olabilir. Volkanlar, atmosferin üst kısımlarına kadar aşırı miktarda toz partikülleri çıkarabilir. Kirlilik de farklı gazlar, toz ya da kurum ekleyebilir.

Atmosfer yeryüzüne yakınlaştıkça yani aşağı noktalarda daha yoğun (kalın) olur. Yukarı çıkıldıkça da yavaşça incelir. Atmosfer ve uzay arasında keskin bir kırık yoktur.

Işık Dalgaları: Işık, dalgalar hâlinde yayılan ya da dolaşan bir tür enerjidir. Pek çok farklı tür enerji dalga olarak dolaşır. Örneğin ses titreyen hava dalgasıdır. Işık, titreyen elektrik ve manyetik alan dalgasıdır. Daha büyük titreyen elektromanyetik alanların küçük bir parçasıdır. Bu alana elektromanyetik tayf adı verilir.

Elektromanyetik dalgalar uzayda saniyede 299,792 kilometre gibi bir hızla ilerler. Buna ışık hızı adı verilir.

Işıma enerjisi, dalga uzunluğu ve frekansa göre değişir. Dalga uzunluğu, dalgaların üst noktaları (dalga tepesi) arasındaki uzaklıktır. Frekans, her saniyede geçen dalga sayısıdır. Işığın dalga uzunluğu ne kadar uzunsa frekansı ve içerdiği enerji de o kadar az olur.

Işığın Renkleri: Görünen ışık, gözlerimizin görebildiği elektromanyetik tayfın bir parçasıdır. Güneşten ya da bir ampulden gelen ışık beyaz gibi görünebilir ancak aslında birkaç rengin kombinasyonudur. Işığı prizmayla keserek tayftaki farklı renkleri görebiliriz. Ayrıca gökyüzünde bir gökkuşağı gördüğümüzde de tayflar görülebilir durumdadır.

Renkler sürekli olarak birbirlerine karışır. Tayfın bir ucunda kırmızılar ve turuncular vardır. Bunlar yavaş yavaş sarı, yeşili mavi, çivit mavisi ve mor renklerine bürünür. Renklerin farklı dalga uzunlukları, frekansları ve enerjileri vardır. Morun dalga uzunluğu, görünen tayftaki en kısa boyuta sahiptir. Yani frekansı ve enerjisi en yüksek renk mordur. En uzun dalga uzunluğuysa kırmızıdadır. Dolayısıyla kırmızının frekansı ve enerjisi en düşüktür.

Havadaki Işık: Işık, yoluna hiçbir şey çıkmadığı sürece uzayda düz bir çizgi hâlinde dolanır. Atmosferdeki yoluna devam ederken toz ya da gaz moleküllerine çarpana dek düz bir biçimde ilerler. Dolayısıyla ışığın başına gelecekler dalga uzunluğu ve çarptığı şeyin boyutuna göre değişir.

Toz partikülleri ve su damlaları, görünen ışığın dalga uzunluğundan çok daha büyüktür. Işık bu büyük partiküllere çarpınca yansır ve farklı yönlerde geri gönderilir. Işığın farklı renkleri partikül tarafından aynı biçimde yansıtılır. Yansıtılan ışık hâlâ aynı renkleri içerdiği için beyaz görünür.

Gaz molekülleri, görünür ışığın dalga uzunluklarından daha küçüktür. Işık bunlara çarparsa farklı biçimde hareket eder. Işık bir gaz molekülüne çarparsa bir kısmı emilebilir. Bir süre sonra molekül ışığı farklı bir yöne doğru yansıtır (serbest bırakır ya da dışarı verir). Yansıtılan ışık, emilen renk nasılsa yine aynı renktedir. Işığın farklı renkleri farklı şekillerde etkilenir. Renklerin her biri emilebilir. Ancak daha yüksek frekanslı olanlar (maviler) daha düşük frekanslılardan (kırmızılar) daha sık emilir. Bu işleme Rayleigh yayınması adı verilir (1870’lerde bu durumu ilk açıklayan İngiliz fizikçi Lord John Rayleigh’nin ardından bu isim uygun görülmüştür).

Gökyüzü Neden Mavidir?: Gökyüzündeki mavi rengin sebebi Rayleigh yayınımıdır. Işık atmosferde ilerledikçe uzun dalga uzunluklarının çoğu doğruca içinden geçer. Kırmızı, turuncu ve sarı ışığın bir kısmı havadan etkilenir.

Ancak daha kısa dalga uzunlukları olan ışıkların bir çoğu gaz moleküllerince emilir. Emilen mavi ışık daha sonra farklı yönlere yansıtılır. Tüm gökyüzüne bu şekilde dağılır. Hangi yöne baksanız dağılan bu mavi ışığın bir kısmı size ulaşır. Yukarı baktığınız her yerde mavi ışığı gördüğünüzden gökyüzü mavi görünür.

Ufka daha dikkatli baktığınızda gökyüzünün rengi daha soluk görünür. Size ulaşmak için dağılan mavi ışık daha fazla havadan geçmek zorundadır. Bir kısmı da yine farklı yönlere doğru dağıtılır. Gözünüze daha az bir mavi ışık ulaşır. Ufka doğru gökyüzünün rengi daha soluk ya da beyaz görünür.

Gökyüzü ve Beyaz Güneş: Yeryüzünden bakıldığında güneş sarı görünür. Uzayda olsaydınız veya Ay’da, Güneş beyaz görünürdü. Uzayda güneş ışığını dağıtacak bir atmosfer yoktur. Yeryüzünde daha kısa dalga uzunlukları olan bazı ışıklar (maviler ve morlar) güneşin direkt ışınlarından dağılma yoluyla silinirler. Geriye kalan renklerin hepsi sarı görünür.

Ayrıca uzayda gökyüzü karanlık ve siyah görünür. Yani maviliğinden eser yoktur. Bunun sebebi atmosferin olmayışıdır. Gözünüze ulaşacak dağılmış bir ışık yoktur.

Gün Batımı Neden Kırmızıdır?: Güneş batmaya başladığında ışık size ulaşmadan atmosferin daha ileri noktalarına doğru ilerlemelidir. Işığın daha büyük bir kısmı yansıtılır ve dağılır. Size daha azı direkt olarak geldikçe Güneş de daha az parlak görünür. Güneşin kendisinin rengi de değişiyor gibi görünür. Önce turuncu olur, sonra da kırmızı. Bunun sebebi yine kısa dalga uzunluğu olan maviler ve yeşillerin dağılımıdır. Yalnızca daha uzun dalga uzunluğu olanlar, gözünüze kadar ulaşabilen direkt ışında kalır.

Batan güneşin etrafındaki gökyüzü, pek çok farklı renge girebilir. En harikulade görüntüler, havada çok sayıda toz ya da su partikülü olduğunda ortaya çıkar. Bu partiküller ışığı tüm yönlere dağıtır. Sonrasında ışığın bir kısmı size doğru geldiğinde daha kısa dalga uzunluğuna sahip olan renkler farklı ölçülerde dağıtılır. Daha uzun dalga uzunluklarını görürsünüz ve gökyüzü kırmızı, pembe ya da turuncu görünür.

İnsan Neden Kendini Gıdıklayamaz?

Dünyanın her yanındaki mazoşistler buna üzülebilir fakat insan beyni kendini gıdıklamaya karşı programlanmıştır. Hareketi kontrol eden beyin olduğundan siz bir şey yapmadan ne yapacağınız o bilir. Bu yüzden gıdıklamanın ne miktarda bir güçle yapılacağı, nerenin gıdıklanacağı ve gıdıklamanın hızı beklenilenler arasındadır. Bu bilgileri de kendi ellerinize karşı kendinizi hissiz kılmak için kullanır. Peki neden gıdıklanma tepkisi verilir? Bunun sebebi, mağaralarda yaşayan atalarımızın sürüngen yaratıklara karşı dikkatli olmasını sağlayabilmekmiş. Gıdıklanınca beraberinde gelen gülme krizi de aslında bir panik tepkisi. Bir başkasının gelip karnınızı gıdıklayacağını bilseniz bile bu tepkiyi durduramazsınız çünkü a) beyniniz tam olarak nasıl ve nerenizin gıdıklanacağını bilemez ve b) birinin sizi gıdıklayacağını bilmek panik alıcılarını açık tutmaya yeter de artar bile.

Birçok Gerçek Bilgi


Birkaç rastgele gerçek duymaya ne dersiniz? Hepsi farklı konulardan hepsi de çok ilginç!

- Çoğu at 25 ile 30 sene arasında yaşadığı hâlde kayıtlardaki en yaşlı at İngiltere’de doğmuş olan Yaşlı Billy. Billy, 62 yaşına kadar yaşadı. Bir atın hayatının ilk senesi insanın 12 senesine, ikinci senesi insanın 7 senesinde, sonraki üç sene ise dörder seneye eşit. Buna dayanarak Yaşlı Billy’nin yaklaşık 173.5 at yılı yaşadığını söylemek mümkün.

- Atların çok gelişmiş beş duyusu vardır: Tat alma, dokunma, işitme, koklama ve görme. Aynı zamanda enigmatik bir altıncı hisleri daha vardır ve bu, yüksek algıdır. Yüksek algı, insanlarda çok nadir görülür.

- Edebiyat, sanat ve rüya teorilerinde at çoğunlukla farklı anlamlara gelen bir semboldür. Kimi yerlerde güç ya da güzellik, kimi yerlerdeyse cinsel yeterlilik olarak dahi görülebilir. Atın renginin de pek çok sembolik anlamı vardır (siyah: gizem, tehlike; beyaz: doğum haberi) ve İncil’de Mahşerin Dört Atlısının renkleri bizzat verilir (beyaz, kırmızı, siyah ve renksiz at).

- Atlar, insan sesindeki duyguları ayırt edebilir.

- Antik Yunan’da bir yunus balığını öldürmek, dine küfür olarak görülüyordu ve ölümle bile cezalandırılabiliyordu. Yunanlılar yunuslara hieros ichthys ‘kutsal balık’ adını veriyorlardı. Aynı zamanda güneş tanrısı Apollo da Parnassus Dağı’nda Delphi kehanetini gördüğünde bir yunus kılığına girmiştir.

- Pliny, Heredot, Aelian ve Aristoteles gibi ünlü filozoflar, yunusların şefkatli, dost canlısı ve hatta ahlaklı doğalarından bahseder.

- Yunus balığının dişleri çiğnemek için değil yakalamak içindir. Çiğnemelerini sağlayacak çene kasları bulunmaz.

- Bazı yunuslar altmış kelimeye kadar anlama kapasitesine sahiptir ve bu da 2000 kadar cümle oluşturur. Aynı zamanda bilinçli olduklarına dair belirtiler de gösterirler.

- Bir yunusun ciğerindeki tek bir tatlı kaşığı dolusu su bile onu boğmaya yeter. İnsanın boğulması içinse ciğerinde altı tatlı kaşığı kadar su olması gerekir.

- Yunuslar insanlar gibi otomatik olarak nefes almaz ve genel anestezi geçirirlerse ölürler. Uykuları sırasında suyun yüzeyinde olmalıdırlar, havadelikleri açıkta kalmalıdır. Yunuslar tetikte olmak ve nefes alabilmek için uykularında beyinlerinin yalnızca yarısını kapatır.

- Antik Mısırlılar köpeklerine son derece saygı duyarlardı. Bir köpek öldüğünde sahipleri kaşlarınız kazıtıyor, saçlarına çamur sürüyor ve günlerce yüksek sesle yas tutuyorlardı.

- Köpek yavruları sezaryenle doğarsa ve anneye verilmeden önce temizlenirse bazen anneleri tarafından reddedilir.

- Bir köpeğin yüz şekli ne kadar ömrü olacağına delalettir. Keskin, belirgin yüzleri olup kurtları andıranlar daha fazla yaşar. Bulldog gibi düz yüzleri olanlarsa çoğunlukla daha az yaşarlar.

- Platon, “Bir köpekte filozof ruhu vardır,” demiştir.
- Rönesans döneminde bağlılık ve sadakat sembolü olan detaylı köpek portreleri, tüm Avrupa’da mitolojik, alegorik ve dinî sanatta kendini gösteriyordu. Bunların arasında Leonardo da Vinci, Diego Velázquez, Jan van Eyck ve Albrecht Durer de var.

- Köpek yavruları kör, sağır ve dişsiz doğar.

- Harry Potter filmlerinde Mızmız Myrtle’ı canlandıran oyuncu aslında 37 yaşında ve bir Hogwarts öğrencisini oynayan en yaşlı aktrist.
- Pek çok antik kültür, elmayı feminen bir sembol olarak görmüştür ve dikey olarak ikiye kesilmiş bir elmayı kadınların genital sistemine benzetmiştir. Aynı şekilde yatay olarak kesilmiş bir elma da iyi ve kötü arasındaki farkı anlamada önemli bir faktör olarak görülen pentagrama benzetiliyordu.

- Öpüşme hareketinin, annelerin sütten kesilme dönemlerinde çocuklarına çiğnedikleri katı gıdaları ağızdan vermeleriyle ortaya çıktığı söylenir.

- Eski dünyada taze süt içmek bir lüks olarak görülüyordu çünkü sütün saklanması çok zordu.

- Koku, yemeklere lezzetini veren en önemli şeydir. Tat, doku ve görüntü katkısı bu kadar büyük önem taşımaz. İnsanlar 20,000 farklı kokuyu ayırt edebiliyor.

- Mısır üzerindeki bir dizide eşit sayıda tane bulunur.

- Yaklaşık 27 milyon Amerikalı her gün McDonalds’ta yemek yiyor.

- Kadınlar şarabın etkisine erkeklerden daha açıktır ve bunun kısmî sebebi kadınların mide zarlarında alkolü düzgün biçimde katalizlemek için ihtiyaç duyulan enzimlerden daha az olmasıdır.

- Oenofobi, yoğun bir şarap korkusu ya da nefretidir.

- Hamile kadınlar çoğunlukla ilk üç aylık dönemlerinde başlayan yüksek koku duyarlığını tecrübe ederler. Kimi uzmanlar buna vücudun hamile bir kadını fetüs için zararlı yiyecekleri fark edebilmek için verdiği bir özellik gözüyle bakar.

- Pek çok kadın hamilelikleri döneminde yaşadıkları hormonal değişimlere ve ekstra vitamin tüketimine bağlı olarak daha kalın ve parlak saçlara sahip olur. Hamilelikte edinilen yeni saç hacmi, doğumdan üç ay sonra genelde dökülür.

- Mezuniyet, evlilik, yeni bir iş gibi pozitif olaylar bile depresyona sebep olabilir.

- Erkekler depresyonu kadınlardan genel olarak daha farklı yaşar ve başedebilme yolları da daha değişiktir. Örneğin kadınlar bu dönemde kendilerini çaresiz hissederken erkekler sinirlidir. Kadınlar kendilerini dinleyecek birilerini isterler, erkeklerse sosyal olarak içlerine kapanıp vahşi ya da hiddetli olabilirler.

- Yaşlı insanların beyni kimyasal anormalliklere karşı daha hassas olduğundan depresyon geçirme olasılıkları gençlere göre daha fazladır.

- Bilinçaltı teorileriyle psikiyatri çalışmalarında devrim yaratan Freud, depresyonun insanın kendisine çevirdiği öfkeden geldiğini farzetmiştir.
- Yazar Sylvia Plath, depresyonunu koruma amacıyla hassas şeylerin üzerine kapatılan cam bir kubbe olan sırça fanusla tanımlamıştır. Bu metaforuyla hem ayrı olma hem de boğulma duygusunu anlatır. Ne başkalarının yanına gidebilmektedir ne de başkaları ona ulaşabilir.

- Pek çok yaratıcı birey depresyon geçirmiştir ve bunların arasında Roberth Schumann, Ludwig van Beethoven, Peter Tchikovsky, John  Lennon, Edgar Allan Poe, Mark Twain, Georgia O’Keefe, Vincent van Gogh, Ernest Hemmingway, F. Scott Fitzgerald ve Sylvia Plath da vardır.
- Yunanlı filozof Aristoteles beynin asıl olarak ruhu sakinleştirmek için varolduğuna inanırdı. Artık beynin vücut ve akıldaki neredeyse tüm fonksiyonları idare ettiği biliniyor.

- Bir erkek randevusu için ne giyeceğine karar veremiyorsa mavi giymesi onun için olumlu olabilir. Araştırmalara göre kadınlar mavi giyen erkeklere daha çok çekildiğini hissediyor.
- Online randevulaşma dünyasında kadınlar seri katillerle karşılaşmaktan çok korkuyor. Erkeklerse şişman kadınlarla karşılaşmaktan korkuyor. Ann Rule’a göre erkeklerin yaklaşık yüzde 3’ü psikopat ve bunun da yalnızca ufak bir yüzdesi seri katil.

- Eğer bir kadın çıktığı erkekten hoşlanmışsa yaptığı esprilere sıklıkla gülecek, kendi saçıyla oynayacak, bardak gibi herhangi bir nesneyle oynayacak, iltifatlar karşısında kızarak, dudaklarını bükecek ya da buruşturacak, kelimeleri şaşıracak ve erkeğe doğru yakın duracaktır.

- Araştırmalara göre erkekler yalnızca üç buluşma sonunda âşık olup olmadıklarını anlarken kadınlar ancak on dördüncü buluşmadan sonra bu kararı verebiliyor.
- Bilim adamları erkek ve kadınların beyinlerinin daha farklı işlediğini saptadı. Bir işle ilgilenirlerken erkekler beyinlerinin aynı anda yalnızca bir tarafını kullanıyor ve tüm dikkat ve konsantrasyonlarını ellerindeki işe veriyorlar. Oysa kadınlar beyinlerinin aynı anda iki tarafını da kullanabiliyor ve bu da onları aynı anda birkaç şey yapabilecek hâle getiriyor.

- İnsan aynı anda hem rüya görüp hem de horlayamaz.
- Çoğumuz her doksan dakikada bir rüya görürüz ve en uzun rüyalar 30 ile 45 dakika arasında sürer. Uzun rüyalar çoğunlukla sabahları görülür.
- Düşmeyle ilgili rüyalar genelde gecenin başında, uykunun birinci aşamasında gerçekleşir. Bu rüyalar sırasında sıklıkla miyoklonik çekilme adı verilen kas spazmları (kasılmaları) yaşanır ve çoğu memelide görülen bir durumdur.

- Kör olarak doğan insanlar rüyalarında görsel öğeler göremezler ancak yüksek hassasiyette bir tatma, dokunma ve koklama kabiliyetleri olur. Beş ile yedi yaşları arasında görme yeteneğini kaybedenler rüyalarında görsel imgeler görebilirler. Yedi yaşından sonra görme kabiliyetini kaybedenlerse rüyalarını ‘görmeye’ devam ederler ancak yaşları büyüdükçe görüntüler de solmaya başlar.

- Erkeklerin rüyaları çoğunlukla dışarıdadır, aksiyon odaklıdır ve kadınların rüyalarındakine nazaran daha fazla yabancı yüz içerir. Kadınların rüyalarıysa çoğunlukla iç mekanlarda geçer ve tanıdıkları, önemsedikleri insanlarla duygusal görüşmeler içerir. Erkekler kadınlara göre, asabiyet, talihsizlik ve korku, öfke, endişe, tiksinti gibi negatif duygular içeren rüyalar görür. Kadınların rüyaları daha arkadaş canlısı ve pozitiftir.

Türkiye Hakkında


Her şey bizim için olacak değil ya! Türkiye hakkında bizim bildiğimiz fakat yabancılara tuhaf gelen gerçekleri paylaştık.

1. Noel Baba Türkiye’de yaşamıştır ancak Türkler Noel’i kutlamaz.

2. Kişi başına en çok cami düşen ülke Türkiye’dir.

3. Türkler her öğünde ekmek yer.

4. Amerikalılar’ın aksine çoğu Türk (evet çoğu demek zorundayız) makarnayla ekmek yemez.

5. Türkler telefonu ‘Efendim?’ diyerek açar. Bu ifade yabancılara özellikle tuhaf gelmektedir çünkü kelime kökeni ‘efendi’ bir tür hiyerarşi belirtir.

6. Türklerin yüzde 99’u Müslüman’dır ancak çok zengin bir Hristiyan mirasları vardır.

7. Çoğu Türk günde 10 ya da belki daha fazla bardak çay içer.

8. Türkiye’de salon diye bir kavram vardır ve bu salonda evin en güzel eşyaları olur. Yalnızca misafirler geldiğinde bu odaya girilir.

9. Türkiye’de görücü usulü evlilik oldukça sık rastlanan bir şeydir.

10. Türkiye’nin yüzde üçü Avrupa’dadır. Geri kalan yüzde 97’siyse Asya’nın bir parçasıdır.

11. Türkçe eklemeli bir dildir, yani kelime kökleri pek çok ek alarak alabildiğine uzatılabilir. Örneğin İngilizce’de ‘I will be able to come’ şeklinde söyleyebileceğiniz ifade Türkçe’de ekler sayesinde yalnızca tek bir cümlede ‘Gelebileceğim’ şeklinde söylenir. Türkçe’deki en uzun kelimenin ‘Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?’ olduğu söylenir. Bu kelimeyi İngilizce’de söylemek şu kadar uzundur: ‘You are said to be one of those that we couldn’t manage to convert to a Czechoslovak.’

12. Türkçe’de lion kelimesinin karşılığı aslandır.

13. Jelibon, Türk lokumundan yola çıkılara yapılmış bir Amerikan şekerlemesidir.

14. Türkiye’nin sınırında sekiz ülke ve üç deniz vardır.

15. Türkler çok misafirperver insanlardır. Size tamamen yabancı birinin gelip konuşmaya başlaması, hatta çaya davet etmesi sıra dışı bir durum değildir.

16. Baklava, şiş kebap, biber dolması, kabak, yaprak sarması, pirinç pilavı, zeytin, pek çok taze meyve ve sebze… Türklerin muhteşem bir mutfağı vardır.

17. Türkiye’de yaklaşık 70 milyon insan vardır. Bu California (Amerika) nüfusunun tam iki katıdır.

18. Bob Dylan Türk kökenlidir ve kendi programını götüren Dr. Mehmet Öz (kendisi ünlü kadın programı sunucusu Oprah Winfrey’nin programında sıklıkla çıkmaktadır) Türk’tür.

19. Maraş dondurmasını hayatınızda hiç yemediyseniz muazzam kelimesinin anlamını tam olarak biliyorsunuz denilemez. Nasıl ya da nedendir bilinmez fakat (elbet formülü vardır) bu dondurma çok kalın olur ve kesmek için bıçağa bile ihtiyaç duyulabilir. Bu muhteşem dondurma için muazzam kelimesi bile az kalıyor olabilir.

20. Türkiye’de muhteşem Roma kalıntıları bulunmaktadır.

21. Tüm dünyada yapılmış ilk kilise (Antakya’daki St.Peter’s Kilisesi) Türkiye’dedir. İncil’de adı geçen yedi kilisenin hepsi de Türkiye’de yer almaktadır.

22. Hollandalılara meşhur lalelerini Türkler vermiştir.

23. Bir daha mochanızı yudumlarken bunu kesinlikle hatırlamalısınız. Avrupa’ya kahveyi tanıtan Türkler’dir.

24. Ve Türklerin belki de en büyük sorunlarından biri. Türkiye’nin isimlendirilmesinden sonra ismini alan Amerikan kuşu ‘turkey’ (hindi) ufak bir kimlik karmaşasına sebep olmaktadır. Türkiye’de çulluk adı verilen, hindiye benzer fakat daha küçük bir kuş bulunmaktadır. Amerika’nın keşfinden çok zaman önce İngiliz tüccarlar çulluğu keşfetmiş ve bu lezzetli kuşu İngiltere’ye ihraç etmeye başlamışlardı. Ülkede kuş gittikçe yaygınlaştı ve Türkiye’den geldiği için ‘Türk kuşu’ ya da kısaca turkey (hindi-Türkiye) denilmeye başlandı. İngilizler Amerika’ya geldiklerinde gerçek hindiyle karşılaştılar ve bunu çullukla karıştırıp ona da turkey adını verdiler. Böylece hindinin adı da turkey olarak kalmış oldu.

En İlginç Yaratılış İnanışları


İnsanlığın her zaman merak ettiği ve çözmeye çalıştığı bir konudur yaratılış. Varlığından daha yüce bir şeyin olduğuna inanma ve etrafında olup bitene bir mantık katabilme ihtiyacının bir karışımıdır bu. İnsan bunu bireysel olarak nasıl yaşarsa uluslar da aynı süreçten geçerek bir anlamlandırma çabasına girer. İşte o noktada da yaratılış mitleri çıkar. Dünyanın her yanında farklı bir yaratılış efsanesi bulunur. Bunu kültür farklılıklarına bağlayabileceğimiz gibi dönemsel parametrelerle de bağdaştırabiliriz.

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Çin’de yaratılış hikâyeleri çeşitlidir. Fakat en yaygın olarak bilinen efsane günümüz okumalarında üretkenlik sembolü olarak görülen yumurtayla başlar. Ne var ki burada yumurta siyahtır. Taocu rahiplerin anlattığı hikâyeye göre bu bahsedilen yumurtanın içinden Pangu isimli tanrı çıkmıştır. Doğumu sırasında Pangu yumurtayı ikiye ayırır. Beklenileceği üzere yukarıda kalan kısım gökyüzünü, aşağıda kalan kısımsa yeryüzünü oluşturur. Tanrı Pangu bir insan misali büyüdükçe gökyüzü ve yeryüzü arasındaki mesafe artar. Nihayet tanrı öldüğündeyse vücudunun farklı kısımları yeryüzü şekillerini yaratır. Böylece yeryüzü bilindiği biçimini alır. Budizm inancındaki iç ahlaka karşılık olarak yaratılış efsanesinde bir tanrıdan çıkan çoklukla karşı karşıya kalmamız bakış açısındaki değişime dair bir işaret olabilir.

Hinduların oluşumu da benzer şekilde çok eskilere, ilk çağlara kadar dayanır. Aslına bakılırsa bu iki Doğu medeniyeti (ve İran medeniyeti de) dünya tarihinde ve her anlamdaki gelişmelerde büyük rol oynamıştır. Öyleyse Hinduların da yaratılış efsanesine bir göz atmak gerekebilir. Hindular kainatın tek bir büyük gücü olduğuna inanır ve bu gücün de tanrı olduğunu söylerler. Ancak bu tanrıdan da yine çokluk çıkmaktadır çünkü pek çok farklı biçimlerde görülebilmektedir. Yani diğer tanrı ve tanrıçaların biçimine girmesi şaşırtıcı bir durum olmaz. Belki de buna bağlı olarak Hinduizm’de pek çok farklı yaratılış hikâyesi vardır. Bunlardan birine göre, bildiğimiz zaman başlamadan önce ne gökyüzü, ne yeryüzü ne de aralarındaki boşluk vardır. Hiçliğin kıyılarını dev, karanlık bir okyanus yıkar. Bu sularda da büyük bir kobra bulunmaktadır. Lord Vishnu da bu uçsuz bucaksız yerdedir ve güçlü yılan onu izlemektedir. Vishnu huzurlu biçimde uyurken derinlerden Aum isimli bir mırıltı gelerek etrafı titretmeye başlar. Aum büyür ve yayılır, boşlukları doldurur, enerjiyle çarpar. Gece bitmiştir artık. Vishnu uyanır ve şafak sökerken Vishnu’nun göbeğinden muhteşem bir nilüfer çiçeği çıkar. Açan çiçeğin ortasında Vishnu’nun hizmetkârı Brahma vardır. Lord’unun emirlerini bekler. Vishnu zamanın geldiğini söyleyince yaratılış süreci başlar. Suların üzerinden bir rüzgâr geçer, Vishnu ve yılan yok olur. Brahma çiçeğin içinde kalmıştır. Kollarını kaldırarak rüzgârı ve okyanusu sakinleştirir, nilüferi üçe ayırır. Ayrılan parçalardan birini gökkubeye, birini yeryüzüne doğru uzatır. Sonuncusuyla da göğü yaratır. Çıplak olan yeryüzü için yine Brahma çalışır. Canlı bitkileri yaratır ve onlara duygu verir. Daha sonra hayvanları yaratır. Kuşlara uçma, balıklara denizde kalabilme özelliği verir. Kısa süre içinde yeryüzü yaşamla ve Brahma’nın yarattıklarının sesiyle dolar. Bu mit, daha sonra ismini bulacak olan animistik inançla ilgili de bir ipucu verir. Tahmin edin neden. Hani şu nazar değmesin diye vurduğumuz tahta var ya, aslında onun sebebi, tam da Brahma’nın duygu verdiği ağaçlardan kaynaklanmaktadır. Çıkış noktası tam olarak bu mit olmasa da, doğadaki şeylerin birer tanrı gibi güç sahibi olduğuna dair inanış öyle kanıksanmıştır ki tahtaya (ağaca) her üç kere vuruşumuzda aslında tanrıların bizi duyup ‘nazardan’ korumasını bekleriz.

Bir de kapı komşumuz olan dünyanın en eski medeniyetlerinden Yunanlıların yaratılışı yorumlama biçimi var. Herkesçe bilinen Yunan mitolojisine göre başlangıçta kaos, boşluk vardır. Bu boşlukta var olan tek şeyse siyah kanatları olan Nyx isimli kuştur. Kuş, rüzgârla beraber altın bir yumurta verir ve çağlar boyu bu yumurtanın üzerinden kalkmaz. Nihayet yumurtanın içinde hayat kıpırtıları kendini gösterir ve içinden Eros, aşk tanrısı çıkar. Kabuğun üst kısmı yükselerek gökyüzünü, alt kısmı da inerek yeryüzünü oluşturur. Eros gökyüzüne Uranus, yeryüzüne de Gaia adını verir ve bu ikisini birbirlerine âşık eder. İkisinin çocukları ve torunları olur. Çocuklarının bazıları, kendi çocuklarındaki güçten korkar. Kronus, kendini korumak amaçlı daha bebeklerken kendi çocuklarını yer. Ancak eşi Rhea, en küçük bebeklerini saklar. Onun yerine Kronus’a bir kundağa sarılı taş verir. Saklanan çocuk Zeus’tur ve büyüyünce annesinin öğrettiği biçimde babasını kandırarak kardeşlerini kurtarır. Böylece Zeus önderliğindeki çocuklarla baba arasında bir savaş başlar. Gençler bu savaşı kazanır ve Gaia’da hayat başlar, Uranus’e yıldızlar dolar. Yeryüzünün insan eksiğiyse meşhur Pandora mitiyle kapatılır.

Elbette semavi dinlerde de bir yaratılış inancı vardır ve bunlar kutsal kabul ettikleri kitaplarda belirtilir. Örneğin Hristiyanlar tüm evrenin altı günde yaratıldığı ve yedinci günde tanrının dinlendiği inancındadırlar. Bu yüzdendir ki haftanın son günü olarak kabul ettiğimiz Pazar onların ilk günü ve dinlenme günüdür. Oluşumsa tanrının ruhuyla gerçekleşir. Tanrı şekilsiz bir boşluk olan karanlığı sözle (logos) biçimlendirir. “Işık olsun” der ve gün yaratılır. Diğer yaratılar da aynı yolla vücut bulur. Yahudi (ki Hristiyanlık ve İslamiyet de buradan gelmektedir) ve İslam inançları da Hristiyanlıktan farklı değildir. Hepsinde yaratılış tek ve güçlü bir Tanrı (Allah ya da Yahova) tarafından yapılır ve Adem ilk peygamber olarak kabul edilir.

İnsan Hafızası Nasıl Çalışır?

Hafızanız hakkında ne kadar çok şey bilirseniz onu nasıl geliştirmeniz gerektiğini de o kadar iyi bilirsiniz. Bu yüzden de hafızanızın nasıl işlediğini anlatan bu yazıda kendiniz için yeterli bilgi bulabileceğinizi düşünüyoruz.

Bebeğinizin ilk ağlayışı… Büyükannenizin yaptığı kurabiyelerin tadı… Okyanus esintisinin kokusu. Bunlar hayatınızın devam eden tecrübelerini oluşturan hatıralardır. Size kendinizi anlatırlar. Tanıdığınız insanlarlayken ve yerlerdeyken bu anılar geçmişinizle şimdiniz birbirine bağlar, geleceğinizin iskeletini oluşturur. Yani bizi biz yapan şey hatıralarımızdır.

Çoğu insan hatırlar sahip oldukları bir şeymiş gibi konuşur. İyi görmeyen gözleri ya da güzel saçları gibi. Fakat hafıza vücudunuzun bir parçası gibi varlığını sürdürmez. Dokunabileceğiniz bir şey değildir. Hafıza, hatırlama sürecine işaret eden bir kavramdır.

Geçmişte çoğu uzman hafızayı, içinde bilgilerin saklandığı ayrı hafıza dosyaları gibi anlatmayı severdi. Diğerleriyse hafızayı, insan kafasının altında bulunan nöral süperbilgisayarlara benzetiyordu. Fakat bugün uzmanlar, hafızanın bundan çok daha karmaşık ve anlaşılmaz olduğuna, beynin tek bir noktasında bulunmadığına ve beynin genelinde gerçekleşen bir süreç olduğuna inanıyor.

Bu sabah kahvaltıda ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Aklınıza yalnızca bir tabak içinde peynir zeytin geliyorsa bunu sıra dışı bir nöral yoldan çekip almamışsınız demektir. Bu anı, son derece karmaşık bir yapıcı gücün, her birimizde varolan ve beyne yayılmış ağ biçimli hücrelerden gelen bambaşka izlenimleri bir araya getiren bir gücün sonucudur. ‘Hafızanız’ her biri anıların yaratılması, depolanması ve yeniden hatırlanması konusunda farklı roller oynayan bir sistemler grubundan oluşur. Beyin bilgiyi normal olarak işledikten sonra tüm bu farklı sistemler mükemmel bir biçimde birlikte çalışarak bağlı düşünceleri oluşturur.

Tek bir anı gibi görünen şey, aslında karmaşık bir yapıdır. Eğer bir nesneyi düşünürseniz (örneğin kalem diyelim) beyniniz bu nesnenin adını, biçimini, fonksiyonunu ve sayfaya değdiğinde çıkardığı sesi hatırlayacaktır. Bir kalemin nasıl olduğuna dair anıların her bir parçası, beynin farklı bölgelerinden gelir. Kalemin bütüncül olarak imgesi, beyin tarafından farklı bölgelerden aktif olarak yeniden yapılandırılır. Nörologlar, bu bölümlerin tutarlı bir bütün oluşturmak üzere nasıl bir araya geldiklerini henüz anlamaktadır.

Bisiklete biniyorsanız bisikleti nasıl kullandığınızın hatırası, bir dizi beyin hücresinden gelir. Buradan başka bir adrese nasıl gittiğinizin hafızası başka bir hücreden gelir. Bir araba tehlikeli biçimde size yaklaştığında hissettiğiniz korku hafızası da başka bir hücreden gelir. Fakat farklı farklı gerçekleşen bu zihinsel tecrübeleri siz hiç fark etmezsiniz. Zaten bu anıların beynin başka bölgelerinden geldiğini de bilmezsiniz. Çünkü bir arada çok güzel bir uyum içinde çalışırlar. Aslına bakılırsa uzmanlar nasıl hatırladığınız ve nasıl düşündüğünüz arasında kesin bir farklılık olmadığını bile söylüyor.

Elbette bu bilim adamlarının sistemin nasıl işlediğini tam olarak buldukları anlamına gelmez. Hâlâ hatırlama işini tam olarak nasıl gerçekleştirdiklerini ya da hatırayı çağırma sürecinde neler olduğunu anlayabilmiş değiller. Beynin hatıraları nasıl düzenlediği ve bu hatırların nereden alınıp nerede depolandığına dair araştırmalar, onlarca yıldır beyin araştırmacıları için bitmek bilmeyen bir konu olmuştur. Fakat bilinçli tahminler yürütebilecek kadar bilgi vardır. Hafıza süreçleri kodlamayla başlar, depolamayla sürer ve sonunda da geri getirme gerçekleşir.

Hafıza Kodlama

Hafızanın oluşturulmasında ilk adım kodlamadır. Bu, kökenini duyulardan alan ve algıyla başlayan biyolojik bir fenomendir. Örneğin âşık olduğunuz ilk kişinin hatırasını düşünün. O kişiyle karşılaştığınızda görsel sisteminiz büyük olasılıkla göz ve saç rengi gibi fiziksel özellikleri kaydetmiştir. İşitsel sisteminiz de gülüşlerinin tınısını almış olabilir. Büyük olasılıkla kokuları da aklınızda yer edindi. Dokunuşlarını hissetmiş bile olabilirsiniz. Bu ayrı duyguların her biri beynin bu algıları tek bir tecrübe altında, o kişiye ait tecrübeniz altında toplamasını sağlayan beyin çıkıntısı isimli kısmına gider.

Uzmanlar, frontal korteks adı verilen beynin bir başka kısmıyla beraber beyin çıkıntısının bu çeşitli sensör girdileri analiz etmekle ve hatırlanmaya değer olup olmadığına karar vermekle yükümlü olduğuna inanıyor. Eğer öylelerse uzun dönemli hafızanızın bir parçası olabiliyorlar. Daha önce de belirtildiği üzere bu farklı bilgi parçaları, beynin farklı bölgelerinde depolanıyor. Bu parçaların daha sonra nasıl tanımlanıp geri getirildiği ve tutarlı bir hafıza oluşturduğuysa henüz bilinmiyor.

Hafıza algıyla başlasa da elektrik ve kimya dili kullanılarak kodlanır ve depolanır. Çalışma biçimi de şudur: Sinir hücreleri, sinir kavşağı adı verilen bir noktada diğer hücrelerle bağlanır. Beyindeki tüm faaliyetler, mesajlar taşıyan elektrikli dürtülerin hücreler arasındaki boşluklardan atladığı bu sinir kavşaklarında olur.

Bir nabzın bu boşluktan elektrikle atımı, sinir taşıyıcısı (nörotransmitter) adı verilen kimyasal ileticilerin salınımını tetikler. Bu sinir taşıyıcıları hücreler arasındaki boşluklarda dağılarak kendilerini yakınlardaki hücrelere bağlarlar. Her bir beyin hücresi, buna benzer binlerce bağlantı kurarak tipik bir beyne yaklaşık 100 trilyonluk sinir kavşağı verebilir. Bu elektrikli dürtüleri algılayan beyin hücresi kısımlarına dendrit adı verilir. Dendritler, yakınlardaki beyin hücrelerine ulaşabilen beyin hücresi tüyleridir.

Beyin hücreleri arasındaki bağlantı kesin değildir. Sürekli değişir. Beyin hücreleri, farklı bilgi işleme türlerinde uzmanlaşan gruplar hâlini alarak bir ağ içinde çalışır. Bir beyin hücresi bir diğerine sinyal gönderirken ikisi arasındaki sinir kavşağı kuvvetlenir. Aralarındaki sinyal gönderisi ne kadar artarsa bağ da o kadar artar. Böylece her yeni tecrübeyle beyniniz fiziksel yapısını yavaşça değiştirir. Aslında beyninizi nasıl kullandığınız, beyninizin nasıl organize olacağına karar vermesinde yardımcı olur. Bilim adamlarının yoğrukluk adını verdiği bu esneklik sayesinde beyniniz hiç hasar almamış gibi kendini yeniden programlayabilir.

Dünyayı öğrenip deneyimledikçe ve sinir kavşaklarıyla dendritlerde değişimler yaşandıkça beyninizde daha fazla bağ yaratılır. Beyin tecrübelerinize bir cevap olarak kendini tekrar tekrar düzenler; tecrübe, eğitim ya da çalışmayla ortaya çıkan dış girdilerin etkileriyle tetiklenerek hatırları oluşturur.

Bu değişimler kullanımla güçlenir ve siz yeni bilgiyi öğrenip tekrar ettikçe beyinde karmaşık bilgi ve hafıza devreleri yapılanır. Örneğin bir şarkıyı arka arkaya çalarsanız belli hücrelerin belli bir sırayla canlandırılması, bu canlandırmanın daha sonraları kolayca yapılmasını sağlar. Sonuç: O şarkıyı çalmada daha başarılı olursunuz. Daha hızlı ve daha az hatayla çalarsınız. Yeterince pratik yaparsanız mükemmel denilecek seviyeye ulaşırsınız. Fakat birkaç hafta çalışmaya ara verir, sonra da şarkıyı çalmaya kalkarsanız artık mükemmel olmadığınızı fark edebilirsiniz. Beyniniz, kısa bir süre önce çok iyi bildiğiniz bir şeyi unutmaya başlamıştır bile.

Bir hafızayı hiç silinmeyecek biçimde kodlamak için öncelikle dikkat vermelisiniz. Her zaman her şeye dikkat edemeyeceğinizden günlük karşılaştığınız şeylerin çoğu bir filtreden geçer ve yalnızca birkaç uyarıcı bilincinize geçer. Farkına vardığınız her şeyi hatırlıyor olsaydınız hafızanız daha sabah evden çıkmadan ağzına kadar dolardı. Bilim adamlarının emin olmadığı şey, uyarıcının sensör girdi evresinde mi yoksa beyin onun önemini algıladıktan sonra mı denetlendiği. Bilinen şeyse bilgiye verilen dikkatin hatırlama konusunda en önemli faktörü oluşturuyor olabileceği.

Kısa ve Uzun Süreli Hafıza

Bir hatıra oluşturulduğunda depolanması gerekir (ne kadar kısa olsa da). Çoğu uzman, hatırları üç biçimde sakladığımızı söyler: Önce sensör evrede, sonra kısa süreli hafızada, nihayetinde de (bazı hatıralar için geçerlidir) uzun süreli hafızada. Her şeyi beynimizde depolama ihtiyacı duymadığımızdan insan hafızasının farklı evreleri, bizi günlük olarak karşılaştığımız bilgi selinden koruyacak bir filtre görevi görür.

Hatıraların yaratılışı algıyla başlar. Algı sırasında bilginin işlenmesi, genelde saniyenin çok küçük bir parçası kadar süren kıs asensör evrede gerçekleşir. Görsel biçimler, ses ya da dokunma gibi bir algının uyarıcı geldikten bir süre sonra daha devam etmesine izin veren şey sensör hafızanızdır.

Bu ilk parıltıdan sonra algılanan his kısa süreli hafızada depolanır. Kısa süreli hafızanın oldukça sınırlı bir kapasitesi vardır. Aynı anda yirmi ya da otuz saniyeliğine yediden fazla bilgiyi tutamaz. Çeşitli hafıza stratejileri kullanarak bu kapasiteyi artırabilirsiniz. Örneğin 8005840392 gibi on haneli bir sayı kısa süreli hafızanız için çok uzun olabilir. Fakat telefon numarasıymış gibi bölümlere ayrıldığında 800-584-0392 siz telefon açana kadar kısa süreli hafızanızda kalabilir. Aynı şekilde bu numarayı kendinize tekrar ederek de kısa süreli hafıza saatini yeniden başlatma işlemini durdurabilirsiniz.

Önemli bilgiler yavaş yavaş kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktarılır. Bilgi ne kadar sık tekrarlanır ya da kullanılırsa uzun süreli hafızaya geçmesi ya da ‘kalması’ ihtimali o kadar fazla olur (Bu yüzden ders çalışmak insanların sınavlarda daha iyi sonuçlar almasını sağlar). Sınırlı olan, hızla kaybolan sensör ve kısa süreli hafızaların aksine uzun süreli hafıza, sınırsız ölçüde bilgiyi sonsuz bir zaman diliminde saklayabilir.

İnsanlar, önceden bildikleri bir şeylerle ilgili bilgileri daha kolay saklama eğilimindedirler, çünkü bu bilgi onlara daha çok şey ifade eder ve zaten uzun süreli hafızalarında bulunan bir bilgiyle zihinsel bağlantısını kurabilirler. Bu sebeple de ortalama bir hafızası olan biri belli bir konu hakkında daha derin bilgiler anımsayabilir.

Çoğu insan uzun süreli hafızayı genel olarak ‘hafıza’yı düşünürken kullanır. Ancak çoğu uzman, bilginin önce sensör ve kısa süreli hafızalardan geçmesi gerektiğini, sonra uzun süreli hafıza olarak saklanabileceğini söyler.